h1

Blue Jean 20 Yaşında

9 Mart 2007

Her sabah düzenli olarak okuduğum köşe yazarlarından biri de Hürriyet’ten Mehmet Yılmaz. Mehmet Bey, meslek hayatımın iki farklı dönemimde benim patronumdu. İlki sanırım 1993 yılında, Hürriyet Dergi Grubu’ndaydı. O zamanlar pek yakın çalıştığımız veya Mehmet Bey’in benim farkımda olduğu / onun dikkatini çektiğim söylenemez. Daha çok Kurthan Fişek, Muhittin Sirer ve Lütfü Tınç ile konuşurduk. Hatta ne yalan söylemeli Kurthan Hoca’nın bir gün Tempo’daki editörlere cam duvarın ardından beni göstererek övdüğünü öğrendiğimde çok sevinmiştim.

Mehmet Bey ile ikinci çalışmamsa kendisinin Milliyet Gazetesi’ndeki görevinden sonra Doğan Burda’ya CEO olarak atanmasına rastlıyor. Sanırım onun gelişine şirkette en çok sevinen kişilerin başındaydım. Eski genel müdürümüz Neslihan Tokcan’ı ne kadar sevdiğimi kelimelerle anlatmam mümkün değil. Ama Mehmet Yılmaz benim için çok önemli bir figürdü ve onunla bir kez daha, üstelik bu sefer yayın yönetmeni olduğum için daha yakın çalışabilme şansı / fikri beni sevindirmişti. Neyse bir gün yazmak için daha geçerli bir neden olursa DB günlerimi de detaylıca anlatırım. Fakat ne gariptir ki işten çıkartılmam da Mehmet Yılmaz’ın yöneticiliği dönemine rastladı. Her ne kadar kibar ve olması gerektiği gibi bir işten çıkartılma süreci yaşamamış olsam da ben her sabah düzenli olarak Mehmet Bey’in yazılarını okumaya devam ediyorum.

Mehmet Bey bugünkü yazısında bir “Bir teşekkür yazısı” başlığıyla Blue Jean‘in 20. yaş günü nedeniyle düzenlenen konseri yazmış. Ve yazısını derginin eski - yeni tüm çalışanlarına teşekkür ederek bitirmiş. Ben de o nedenle, yani Blue Jean’in 20. yılı nedeniyle bir şeyler yazmak istedim…

Çünkü ben de o derginin eski çalışanlarından biriyim…

Blue Jean benim için de çok önemli bir dergi. İlk sayısında okurlarına hediye ettiği anahtarlığı hala sakladığım bir dergi. Tamam itiraf ediyorum son gördüğümde anahtarlığın ucundaki zincir kopmuştu ve üzerinde üç dilde seni seviyorum yazan gövdesi duruyordu. Ayrıca o anahtarlığı, en son Blue Jean’in 15. yıl özel sayısını elime aldığımda, yani beş yıl önce arayıp bulmuştum. Şu an annemin evindeki odamın neresinde olduğunu bile bilmiyorum ama atmadığıma eminim.

Öte yandan Blue Jean benim müzik bilgimin temellerini atan dergi. Bir dönem bildiğim her şeyi Blue Jean’den öğrendiğimi söyleyebilirim. İngilizce öğrenmeye karar vermemin nedeni de Blue Jean’di. Ayrıca şu an yaptığım işi seçmemin nedeni de yine Blue Jean’di. Beni işe alsın diye o zaman derginin sorumlusu Eralp Baydar’a ne maymunluklar yaptğımı bir ben bilirim, bir de Eralp:)

İşin diğer yanında yani Blue Jean’in benim için önemli olmasının dışında (bence) ben de Blue Jean için önemliyim. 1992 başından 1995 sonuna kadar çalıştığım dönemin (o dönemin şartları düşünüldüğünde) dergi tarihindeki en zor ve en parlak süreç olduğu söylenebilir. Eralp, Süreyya, ben ve sonradan aramıza katılan Seren… Nedense o günlerden kaynağını hatılamadığım bir “mahşerin dört atlısı” benzetmesi kalmış kulağımda ;)

Bu dört kişinin daha iyi bir dergi yapabilmek için nasıl çalıştığını hatırlıyorum. Ne kadar eğlendiğimizi. Henüz bu ülkede MTV filan yokken MTV satndartlarında bir dergi için kendimizi yırttığımızı. Ki o zamanların MTV’si ile şimdi seyrettiğimiz tamamen farklı kanallar… Özel radyoların ilk açıldığı günleri… Yasaklandıklarını… Konserleri… Blue Jean’in MTV ekranlarında göründüğü geceyi…

Derken Eralp, muhtar kaydını Londra’ya aldırdı, Seren “ben mesleğimi yapacağım” diyerek Colgate Palmolive’de işe başladı. Seren’in yerine aramıza sevgili abim, saygı değer kişi Kutlu katıldı. Bense küçük bir kırgınlık sonrası, dönemin şartları gereği dergiden ayrıldım. Süreyya askere gitti. Bildiğim kadarıyla Süreyya’ya askerden sonrası için de iş garantisi veren o zamanki patron Mehmet Yaşin, askerdeyken Süreyya’yı işten çıkardı ve yerine Tolga‘yı geçirdi. Vs… Vs…

Tüm bunlar olup biterken Blue Jean hep aklımda, kalbimde oldu. 15. yıl özel sayısını gördüğümde çok sevindim. Tolga ve Kutlu sağolsunlar 15. yılda kolleksiyoncular için basılan ilk sayı kapaklı dergiden bana da verdiler. Aradan beş yıl geçmiş ama hala arabamın bagajında saklıyorum, her gittiğim yere onu da beraberimde taşıyorum;)

Ama Blue Jean’in 20. doğum gününü kutlamak için yapılan organizasyonun haberini Mehmet Bey’in köşesinde okumak, haberi Mehmet Bey’den almak bana biraz dokundu. Tahmin edeceğiniz gibi dokunma nedeni yukarıda saydıklarım.

Mehmet Bey yazısında ilk kadrodan benim de tanıdığım Betül’ü, Yeşim’i, Hande’yi anmış…

Ben ise Sibel’den başlayarak tanıdığım, tanımadığım tüm kadroyu (en kötü ihtimalle % 90′ını) bir çırpıda sayabilirim. Ve bu isimleri sayarken kısa bir zaman Blue Jean’de çalışan Murat Tunalı’yı da, Zeynep Vanlıoğlu’nu da unutmam. Hem de sadece yazı işleri kadrosunu değil, teknik ekibi ve reklamcıların da büyük bir kısmını listeye eklerim. Ayrıca inanın tüm bu isimler kolayca ulaşılabilir durumdalar. Tanımadıklarımın bile en çok bir günlük bir araştırma sonucu bulunabileceğine eminim.

Ama nedense Mehmet Bey’in yazısında adı geçmeyen bizler ya da kendi adıma konuşmak gerekirse en azından ben, 20. doğum günü kutlamasını Hürriyet’teki köşe yazısından öğrendim.

Kutlu ile en son 5 Mart Pazartesi günü haberleştik ve son bir ay içinde yüz yüze gelip görüştük de…

Demek ki eski çalışanlara teşekkür eden tek kişi Mehmet Bey’miş… Blue Jean’i bugün hazırlayanlar, dergiyi bugüne getirenleri pek umursamıyormuş:( 

h1

Bir Gecede 704 Spam Mesajı:(

9 Mart 2007

Blog sayfamın ne kadar ziyaretçi aldığını bilmiyorum. Ama tahmin ettiğim kadarıyla çok yüklü bir trafik olmamalı. Bu sonucu bana gelen özel mesajların ve sitedeki yorumların sayısından çıkarıyorum.

Dün akşam saat 17:00 gibi blog sayfama gelen spam yorumları sildim. Sanırım 15 tane filandı.

Bu sabah işe gelince bir daha baktı. Bir egcede 704 spam yorum gelmişti. Bu benim açımdan bir rekkor. Allah’tan Akismet üzerine düşen görevi gayet iyi yapıyor:)

Dikkat ettim sitedeki spam’lerin tamamı aynı kişi veya grubun eseriydi. Yani hepsi farklı IP’ler, farklı mail adresleri gibi görünse de aynı internet adresine yönlendiriliyordu.

Sonra mail’lerime baktım. Durum orada da aynıydı. Bir sürü spam… Gerçi daha fazlasını gördüğüm zamanlar da olmuştu ama mail adreslerimde de aynı mesajalrı görünce dün gece iyi bir saldırı yapıldığını anladım.

h1

Bu Ülkenin Bilişim Medyası da Gariptir

5 Mart 2007

Bu sabah işe biraz geç geldim.

Inbox’ımda Creative’in Türkiye’deki ajansı gibi çalışan İMCA’dan bir mail.

Kısaca şöyle diyor; 8 Mart günü bir toplantı yapacağız ve bu toplantıya erken gelen basın mensuplarına Creative HN700 kulaklık hediye edilecektir. Ayrıca hediye stoklarla sınırlıdır.

“Tamam” dedim içimden. İşte foseptik çukurundan beter ilişkilerin döndüğü sektörde önemli bir an. Ak koyun kara koyun bu toplantıda belli olacak.

Çünkü şunu çok çok iyi biliyorum ki Türkiye’de bilişim gazeteciliği yapan hemen hemen hiç kimse temiz değil. Sektörel hediyeleşme, avanta vs gibi olaylar öyle bir noktaya çıkmış durumda ki önüne geçebilmek mümkün değil.

Akşam aynı şirketten bir mail daha geldi.

Bu sefer diyor ki;

Değerli Bilişim Basını üyesi,
Bugün yapmış olduğumuz, 08 Mart tarihli Basın Toplantısı duyurumuzda yer alan hediyemiz ile ilgili birkaç negatif eleştiri aldık. Bildiğiniz gibi Creative Basın Toplantıları 2003 yılından itibaren her yıl 6 ayda bir düzenli olarak yapılmakta olup, bu toplantımıza kadar herhangi bir hediyemiz olmamıştı. Böyle bir imkanı bulduğumuzda bunu duyurumuz aracılığıyla da paylaşmak istedik. Arkasında hiçbir kötü niyet olmaksızın yapmış olduğumuz bu duyurunun yanlış anlaşılmasından dolayı üzgünüz.

Yani benim uyanık bilişim muhabiri arkadaşlarım olaya anında müdahale edip rüşvetin alenileştirilmesini engellemişler. Çünkü onların bazıları (ne yazık ki azamsanamayacak kısmı) kapılı kapılar ardında avantalarını almayı severler;) Basın toplantılarından en son ayrılıp sergilenmek için getirilen ürünlere sulanmayı seçerler. Bir yurt dışı gezi için ne kumpaslar kurarlar. Hatta geziye sadece kendi arkadaşları çağrılsın diye neler neler yaparlar… Tüm bunları ve buraya yazamayacağım daha onlarca rezilliği bildiğim için İMCA’dan gelen “düzeltme” mail’i beni şaşırttı.

Oysa ki İMCA, bu genç ve açgözlü arkadaşlara hak ettikleri gibi davranma kararı almıştı; toplantıya gel, kulaklığı kap. Ama olmadı.

Ne de olsa kimse beyaz esvapların, kikirdek kahkahaların ardına gizlediği yavşak, yalama, ahlaksız ruhunun görünmesini istemez:)

h1

Yine Garanti Bankası

27 Şubat 2007

Kör talih mi desem yoksa tanrıların oyunu mu bilemiyorum.

star Gazetesi maaş ödemelerini Garanti Bankası aracılığıyla yapmaya karar verdi.

Bu sayfaları takip edenler benim Garanti’den ne çektiğimi gayet iyi biliyorlar. Bence Garanti’nin müşterinde odaklandığı yer müşterilerinin kazandıkları para. Garanti, müşterilerini ne kadar soyarsa, dolandırırsa, onları ne kadar kötü hissettirirse kendince o kadar mutlu ve başarılı bir banka oluyor. Evet Garanti bankası bence bu… Yani dolandırıcı, insana önem vermeyen ve en önemlisi yalancı bir şirket.

Dedim ya çalıştığım şirket Garanti ile anlaşmış. Ben Garanti’den kurtulmaya çalıştıkça Garanti üzerime geliyor.

Ben cüzdanımdaki Garanti kartlarını tam bire düşürmüşken, sadece Bonus kullnırken ve ilk fırsatta ondan da kurtulmayı planlarken şimdi bir de Garanti ATM kartım oldu.

Sanırım ben Turkcell ve Garanti Bankası’ndan asla kurtulamayacağım:(

h1

Toshiba Hafıza Kartları

20 Şubat 2007

Tarih: 16 Şubat 2007 Saat:10:00 

Yer: Swissotel Multimedya, Toshiba cep telefonlarından sonra Toshiba hafıza kartları ve parmak belleklerin de Türkiye dağıtımını üstlendi. Multimedya benim sevdiğim bir şirkettir. Daha doğrusu Multimedya’dan tanıdığım tek kişi olan Gözde Erinç sevdiğim biridir. Çünkü o da işini iyi yapmaya çalışanlardandır. Ne zaman yardıma ihtiyacınız olsa yardım eder, işleri kolaylaştırır. Hep çok yoğundur ama şimdiye kadar işten kaçtığını hiç görmedim. Neyse Gözde hafta başında bu toplantıyı haber verdi ve hafıza kartı konusunda Multimedya – Toshiba işbirliği lansmanından sonra Toshiba’nın cep telefonu bölümünün yetkilileriyle de bir yemek yenileceğini de söyledi. Gittik… 

Organizasyon konusunda söylenebilecek tek şey çok iyi olduğu. Ama bu tarz lansmanlarda bence yurt dışından gelen konuklara aha çok konuşma şansı verilmeli. Yoka adamların o kadar saat uçarak buraya gelmelerinin bir anlamı yok. Bir şirketin Dünya Başkanı, Avrupa Pazarlama Müdürü gibi adamların Türkiye’ye sadece oturmak için geldiklerini görmek gerçekten çok üzücü. Öte yandan bu adamlar sadece oturunca ben de oraya sadece yemek yemeğe gitmiş oluyorum. Sağ olsunlar mekanlar, menü filan güzel ama kahve bahane, gönül muhabbet istiyor. Yani gönül bu adamların konuşmasını istiyor.  Bir de rekabet konusundan bahsetmek lazım. Hemen hemen her basın toplantısında sunumlar yapılır. Ve bu sunumlarda, basın toplantısını düzenleyen şirketin profilinden bahsedilir. O nedenle hiçbir şirket yetkilisi bence rakipleri diline dolayarak örnek vermemeli. Bu hatayı Turkcell Genel Müdürü Süreyya Ciliv de bilişim basınıyla tanıştığı toplantısında yapmıştı. Ve ben onu da blog sayfama yazmıştımMultimedya toplantısının da bir şirket yetkilisi off the record notu düşerek rakiplerden bahsetti. Dedim ya bence bu yöntem, iş yapmak için doğru bir seçim değil. Rakip, rakiptir ve onlar gerçekten kötü veya yetersiz olsalar bile bunu bir kez daha söylemen onları daha kötü veya daha yetersiz hale getirmez. 

h1

starTech Çıktı!

14 Şubat 2007

Bugün star Gazetesi alanlar, gazetenin içinden bir de starTech isimli teknoloji ekinin çıktığını gördüler. Toplam 8 sayfalık ve gazete boyundaki  starTech’in amacı teknolojiyle arası pek iyi olmayan insanlara alışveriş tercihleri konusunda yardım etmek. O nedenle başından sonuna kadar hayatın içindeki teknolojilerle dolu.

starTech bundan sonra her çarşamba star Gazetesiyle birlikte ücretsiz olarak dağıtılacak. Vakti olan bir göz atsın ve görüşlerini benimle paylaşsın isterim…

h1

Süreyya Ciliv

31 Ocak 2007

Tam “Ben GSM operatörümü değiştireceğim” başlıklı yazıyı yazdığım günlerdi. Turkcell’in Kurumsal İletişim Departmanı’ndan bir davet aldım. Yeni Genel Müdürü Süreyya Ciliv’in bilişim gazetecileriyle yapacağı tanışma kahvaltısına beni de çağırıyorlardı. O nedenle bu davet biraz komik gelmişti. Hatta bir ara evde blog sayfamı takip ediyorlar diye bu davetin esprisini bile yaptım :)

Neyse Süreyya Ciliv benim için önemli bir figür. Çünkü Microsoft Türkiye’nin genel müdürü olarak başladığı Microsoft macerasında tepeye en yakın noktalarda görev almış bir isim. Ve Microsoft’u Turkcell’den gelen teklif üzerine bırakmış biri. Geçmişte hiç tanışmasak da Ciliv ile ilgili duyduğum bir şey beni çok etkilemişti. Microsoft Türkiye Genel Müdürü’yken Süreyya Bey, tüm Türkiye’deki müşterileriyle tek tek ilgilenmeye çalışırmış. Casper, Eskort gibi yerli bilgisayar şirketlerine, yani toptancı pozisyonundaki müşterilerine de küçük bilgisayarcılara da zaman ayırıp onları işleri büyütmeleri için yüreklendirirmiş. Bunu birçok farklı sohbet ortamında duyduğum için doğruluğundan hiç şüphe etmemiştim. Hatta ben de bir önceki işimde buna benzer bir taktik uygulayarak getirilerini çok net görmüştüm.

Kahvaltı 23 Ocak Salı sabahı, Tepebaşı’ndaki Turkcell Genel Müdürlük Binası’nda yapılacaktı. Yani Hırant Dink’in cenazesiyle aynı günde. O nedenle Tepebaşı’na ulaşmam pek kolay olmadı. Yolun büyük bir kısmını yürümek zorunda kaldım :( İçeri girdiğimde de yorgunluktan ve telaştan bitmiş bir haldeydim. Sohbet de çoktan başlamıştı. Uzun kahvaltı masasında Ciliv’i doğrudan göremeyen, kıyıda köşede kalmış bir yere iliştim. Ciliv kendinden çok emin bir şekilde sorulan sorulara cevap veriyordu. Neler söylediğini uzun uzun anlatacak değilim. Ne de olsa birçok yerde Ciliv’in anlattıkları zaten yazıldı.** Konuşmasında bence önemli olan şeyse kendi geçmişini ve başarılarını çok net ifade etmesi, bu kariyeri Turkcell’de de devam ettirmeye niyetli olduğunu kesin bir şekilde dile getirmesiydi. Öte yandan bazı sorular karşısında, “henüz 10 günlük genel müdür olduğu için” sözü yardımcılarına bırakması da hoştu. Ancak son bir aydır Vodafone ve Avea genel müdürlerinin yaptıkları basın toplantılarına katıldığım için bir şey dikkatimi çekti. Ciliv isim vererek rakiplerinin yetersizliklerinden bahsedebiliyordu. Sanırım bu Microsoft’tan kalma kötü bir alışkanlık. Ne de olsa Turkcell, Microsoft kadar büyük ve rakipsiz değil. Eminim kahvaltı sonrası bu konuda şirket içinden de kendisine bazı hatırlatmalar yapılmıştır.

Peki Ciliv’in açıklamaları beni tatmin etti mi? Hayır etmedi. Hala Turkcell’den kurtulacağım günü iple çekiyorum. Ayrıca ayak üstü sorduğum Turkcell’in hisse geri çağrımında muafiyet istemiyle ilgili yaptığı başvurunun kabul edilmemesiyle ilgili soruyu da geçiştirdi. Ki bu bence çok önemli bir sorun. Çünkü bir genel müdür olarak şirketiyle ilgili son bir hafta içinde alınmış bir kararı bilmemeye hakkı olmadığını düşünüyorum. Ama şuna eminim ki geçen hafta Turkcell’in yabancı ortağı TeliaSonera’nın açtığı davayı kazanması sonrasında Süreyya Bey’e bu ve benzeri konularda fazlasıyla bilgi verilecektir  / verilmiştir. TeliaSonera’nın Turkcell’deki ortaklık yapısının değiştirmesiyle ilgili isteği ve küçük yatırımcıyı korumak için BORYAD tarafından açılan iptal davasının kabul edilmesi bence Avea ve Vodafone’dan daha önemli başlıklar. Çünkü her iki olay da Turkcell’in karlılığını Avea ve Vodafone’dan daha çok etkileyebilme potansiyeline sahip.

Neyse eğer Süreyya Ciliv ile yakın gelecekte tekrar karşılaşma fırsatım olursa gözlemlerimi yine buraya yazacağım.

h1

Mimlendim ve Mimledim ;)

29 Ocak 2007

Mimlendim ve mimledim ;)
Geçenlerde Hakan’dan bir mesaj aldım. “Seni mimledim abi” diyordu. Böylece yeni bir şey daha öğrendim.
Blog sayfama yeterince zaman ayıramadığımı biliyorum. Nedense bir türlü bu işi rutine oturtamadım. O nedenle zaman zaman kendimi kötü hissettiğim bile oluyor.
Neyse mimleme işinin temelinde açılıp – saçılmak yatıyor anladığım kadarıyla. Yani durduk yerde neden bu blog olayına girdim, kimim, ne yazıyorum gibi “kişisel” bilgileri açık ettikten sonra topu “en yakın arkadaşlarınıza” atıyorsunuz. Şimdi sıra bende :)
Nasıl bir blog yazarıyım?
·         Her şeyden önce 72 doğumluyum, doğum yerim İstanbul ve hızla kilo alıyorum :( Bu arada “hemşerim memleket nere”cilere özel not: Rahmetli babam da İstanbul doğumluydu. Onun babası ise Selanik. Ben dedemi görmedim, baba tarafından hemen hemen hiçbir akrabamı tanımam. Yani memleket ve soy muhabbeti yapabilecek kadar donanımlı değilim.
·         Sultanahmet’te doğup, büyüdüm. O nedenle yurt dışı seyahatleri sırasında gördüğüm 150 – 200 yıllık saraylar bana bir şey ifade etmez. Çünkü çocukken top oynadığım yerlerin bile tarihi daha eskiye dayanır. Şu an Ümraniye sınırları içinde oturuyor, Güneşli civarında çalışıyor İstanbul trafiğine meydan okuyorum :)
·         Mesleğim sorulduğunda “yayıncı” olduğumu söylüyorum ve genellikle sorulmamasını tercih ediyorum. Çünkü açıklamak çok zor geliyor.
·         Müzik dinlemeyi severim. Zaten müzik nedeniyle bu mesleği yaptığımı düşünürüm hep. Modern İngiliz müziği aklımı başımdan alır.
·         Doğuş’un “aslan” babasıyım.
·         Yıllar sonra saçlarımı tekrar uzattığım için mutluyum. Yanlış hatırlamıyorsam 1995’te kestirmiştim saçlarımı ve 2001’e kadar kısa saçlıydım.
·         Çok arkadaşım yoktur ama olanlar çok değerlidir.
·         Zannedilenin aksine çok zengin değilim, zengin bile değilim ;) Ay başını bekleyen standart bir bordro mahkumuyum.
·         Üzerime aldığım her işi iyi yapmaya çalışırım. O nedenle üzerime az iş alırım :) Bence biraz tembelim;)
Neden yazıyorum?
·         Bloging olayını ilk duyduğum andan beri bu işin önemi kavradığım için blog yazıyorum. Ama bence iyi bir blogger değilim. Bu işe daha çok zaman ayırmam lazım fakat ayıramıyorum… Bu arada ne zaman blog sayfalarıyla ilgili konuşsam, düşünsem Deyvi’nin (Deyvi Levitas) kulaklarını çınlatırım.
·         Blog olayının insanı çok özgür bıraktığını düşündüğüm için yazıyorum. O kadar özgürsünüz ki saçmalamakla mantıklı olmak arasında gidip – gelmek sadece sizin elinizde. Ve bu duyguyu seviyorum.
·         Topluluk duygusuna saygı duyuyorum. İnsanların birbirlerini hiç görmeseler bile birbirlerinin yaptıklarına – yazdıklarına saygı duyması hoşuma gidiyor. Mesela Hakan Demiray ve Gökberk Can ile bir şekilde blog sayesinde tanıştım. Bu iki genç insanın aklı başındalığına imreniyorum. Ben onların yaşındayken onlar gibi değildim gibi geliyor. Keza Selim Şumlu ile de web üzerinde / web aracılığıyla tanıştım. Küçük bir çocuktu ama sorumluluk sahibiydi, büyüdü hala öyle… Söylemek istediğim web üzerinde yaratılan her türlü topluluğun daha demokrat bir dünyanın temellerini attığını düşündüğüm ve bunun için yazdığım.
Ne yazıyorum?
·         Beni ilgilendiren her şeyi yazıyorum.
·         Yazarken bu sayfayı takip edenlerin ilgisini çekip çekmeyeceğini düşünmeden yazıyorum.
·         Beğendiklerimi ve beğenmediklerimi yazmaya çalışıyorum.
·         Kimseye laf yetiştirme derdim olmadığı için yazdıklarıma gelen bazı yorumları yayınlamıyorum. Küfredenlere ben de küfrediyorum.
 

***

Ve şimdi intikam zamanı. Yani ben mimliyorum :)
Ferhat Bingöl
Selim Şumlu
Gökberk Can
Bora Akar

h1

Böyle Şeyler de Oluyor

27 Ocak 2007

Eğer bir gazeteci tanıdığınız varsa bu sektörde işten çıkarmaların, işsiz kalmaların, iş bulmaların ne kadar hızlı olduğunu biliyorsunuzdur. Hatta eminim ki sabah işe gelip binaya giremeyen veya masasında oturmuş çalışırken güvenlik eşliğinde binayı terk etmek zorunda kalan insanları da duymuşsunuzdur. Ne yazık ki bunların hepsi doğrudur. Türkiye’de iş güvencesi olmayan mesleklerin başında gazeteciler gelir. Bunu hayatında iki kere bankalarda da çalışmış bir insan olarak biliyorum ki bankalar, tüm meslek gurupları arasında en çok gazetecilere verdikleri kredilerin geri ödenmeme ihtimali olduğunu düşünürler. 

Aslında haksız da değillerdir. Çünkü bir şekilde gündemi yansıtan ve demokratik toplum için çok önemli bir görevi yerine getirilen gazetecilerin geleceği patronun iki dudağı arasındadır. Mesela ben 1992 yılından beri usulüne uygun bir tane bile işten çıkarma görmedim. “Baskın, basanındır” mantığıyla yapılan gayet saygısız işlemlerdir çoğu. Onur kırıcıdır her şeyden önce. O nedenle ben yönetici olduğum süre içinde buna çok dikkat ettim. Gerçi sadece bir kişi işten çıkardım ama olsun :) Onu defalarca farklı şekillerde uyardıktan ve hiçbir sonuç alamadıktan sonra kendisiyle çalışmak istemediğimi, sürecin bundan sonrasını İK ile görüşmesi gerektiğini söyledim. 

Neyse… Gelelim bu yazının ana konusuna. Bir süredir Star gazetesinde çalışıyorum. Dün sabah işe geldik ve gazetenin yayın yönetmeni Alev Er’in işten çıkarıldığını öğrendik. Ben Alev Abi’yi severim. Meslek hayatımın epey önemli bir döneminde onun yanında çalıştım. Star’dan önce 1997-2000 arasında Aktüel’de de patronumdu. Ondan mesleki anlamda çok şey öğrendiğime inanıyorum. Onun mesleki anlamda bana da çok fırsat verdiğini biliyorum. Ve bu fırsatların bazılarını değerlendirdiğimi düşünüyorum. Her ne kadar Alev Abi için özel olan ve hep çalışmak istediği / isteyeceği isimler arasında benimkinin bulunmadığını tahmin etsem de onun da beni sevdiğini, sevmese bile en azından güvendiğini düşünürüm. 

 

Öte yandan Alev Abi ile konuşmaktan hep keyif aldım. Tabii fırça atmadığı zamanlarda daha çok keyif aldım;) Mesela 2000 yılında Aktüel’den ayrıldıktan sonra sekreteri Sema’nın “Alev Bey seninle görüşmek istiyor” demesi ardından telefonda duyduğum ve genellikle “Anacım”la başlayan konuşmalarımız… Veya beni Nişantaşı Bostan Sokak’taki Aktüel ofisine çağırıp verdiği görevler… Sanırım Alev Abi’nin önemli yanı bizi çalıştırırken bize bir şeyler öğretmesiydi. Star’da birlikte çalıştığımız veya çalışma ortamının Aktüel’deki kadar yakın olduğunu söyleyemem ama onunla aynı yerde olmak bile bence keyifliydi. Umarım Alev Abi’yi en kısa zamanda yine etkin bir yayını yönetirken görürüz. Ve belki yine birlikte çalışırız. Neden olmasın?

h1

Yine Garanti, Yine Bonus Card

18 Ocak 2007

Belki hatırlayanlar olacaktır. Epey bir süre önce Garanti Bankası’nı Reklam Özdenetim Kurulu‘na şikayet etmiştim. Konuyu merak edenler buradan detaylarını öğrenebilirler.  

Yeni yılın ilk günlerinde yine Garanti Bankası’nı şikayet ettim. Konu yine bir kampanya ve insanların eksik bilgilendirilmesi. Eksik bilgilendirme sonunda da insanların zarar görmesi.

Bu sefer olay şöyle gelişti; Garanti Bankası 2006′nın son günlerinde 100 YTL ve üzeri harcama yapan Bonus kullnıcılarına 125 YTL’ye kadar ekstra Bonus vereceğini duyurdu. Ben de yılbaşı alışverişlerimi Bonus ile yaptım. Amacım 125 YTL Bonus kazanmaktı. Şartları yerine getirdim. Hatta sanırım 5 tane 100 YTL ve üzeri alışveriş yapılması gerekirken ben 6 tane yaptım. Ayrıca 2006′nın son 10 gününde 4 - 5 tane de 80 - 100 YTL arasında harcama yaptım. Yani söylemek istediğim ekstra 125 YTL Bonus kazanabilmek için iyi para bozdum.

Fakat bir de baktım ki benim kartıma ekstra Bonus’lar yüklenmiyor. Garanti’nin o hiç sevmediğim call center’ını aradım. Öğrendim ki ben bu Ekstra Deniz Kızı Bonusu kampanyasından yararlanamıyormuşum. Çünkü söz konusu alışverişlerin Bonus anlaşmalı kurumlardan yapılması gerekiyormuş. İşin en güzel yanıysa televizyonda hızla geçen altyazılarda bu durumdan Garanti müşterileri haberdar ediliyormuş.

Ben de Garanti’nin Haklı Müşteri Hattı‘na bir mail atarak beni kandırdıklarını, gerekli tüm makamlara bu durumu bildireceğimi ve Garanti ile bundan sonra çalışmayacağımı yazdım. Tabii ki hiçbir cevap gelmedi. Yoksa bu Garanti Bankası sizi arayıp “bilgilendirme” adı altında fırçalamayı çok sever…

Neyse Sanayi Bakanlığı’na Garanti Bankasını şikayet ettim ben de…

Dün Tüketici ve Rekabet Uzm.Yrd. Serap Toprak imzasıyla şu mail’i aldım.

T.C.

SANAYİ  VE  TİCARET  BAKANLIĞI

Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Genel Müdürlüğü

Sn. Cenk Ersin AKMAN

İlgi: 04.01.2007 tarihli başvurunuz.

Garanti Bankası tarafından düzenlenen ve 15-31 Aralık 2006 tarihleri arasında geçerli olacağı ilan edilen Bonus Kart ile üç kez 100 YTL ve üzeri alışveriş yapanlara 25 YTL, 5 kez 100 YTL ve üzeri alışveriş yapanlara 125 YTL değerinde bonus verileceğine dair kampanya reklamlarına ilişkin ilgide kayıtlı başvurunuz Reklam Kurulu Başkanlığı’nca değerlendirilmekte olup, tarafınıza ayrıca bilgi verilecektir.

Bilgilerinizi rica ederim.  

***

Bakalım bu sefer sonuç ne olacak? Geçen seferki gibi Garanti haksız mı bulunacak yoksa ben mi boşuna uğraşmış olacağım. Ama şuna eminim ki 2007 sonunda Garanti müşterisi olmayacağım. Bu bankayla tüm bağlarımı keseceğim. Yani kısmetse 2008′e Turkcell’den de Garanti’den de kurtulmuş olarak gireceğim ;)

Ve eğer Sanayi Bakanlığı’ndan gelecekte incelemenin sonucuyla ilgili bir bilgi alırsam yine bu sayfalardan şikayetimin sonucunu duyuracağım.