h1

Lounge FM 102

28 Mayıs 2007

Aslında radyo tercihimin Eksen ile sınırlı olduğunu çok rahat söyleyebilirim. Ama nedense Eksen son zamanlarda kendini dinletmemek için özel bir çaba harcıyor gibi. Şunu da itiraf etmek lazım ki ben de artık eskiden olduğu kadar çok radyo dinleyemiyorum. Fakat son 15-20 gündür Eksen’in gözümden ne kadar düştüğünü anlatamam. Zaten emin olun anlatmaya kalksam bu hiç kimse için okunması keyifli bir yazı olmaz…

Neyse ben de zon zamanlarda Lounge FM 102′yi fark ettim. Evet Eksen ile çok farklı:) Lounge daha kolay dinlenilebilen bir radyo…

Dün de yani 27 Mayıs’ta Lounge’ın Kemer Golf & Country Club’taki Chill-Out festivaline katıldık. Şimdiye kadar gördüğüm en düzgün organizasyon olduğunu söyleyebilirim. Temiz tuvaletler, soğuk içecek, gayet düzgün bir insan kitlesi…

Aslında bu benim Kemer Country’ye ilk gidişim. Ve gördüğüm kadarıyla festival organizasyonunun düzgün olmasında mekan olarak buranın seçilmesinin de çok büyük payı var. Çünkü Kemer Golf & Country Club, zaten Kemer Country’de oturanların eğlenceli zaman geçirmesi için düşünülmüş bir konsept. içinde Starbucks’ı kitapçısı, bistrosu, sineması filan olan bir tesis. Yani festival alanında güneşten çok mu piştiniz? Hadi içeri girin ve klimaların çalıştığı bir yerde oturun. Veya Starbuck’a gidip bir Mocha için. Festival alanında kurulan çadırlarda satılan döner, mantı, kumpir gibi yiyecekler açlığınızı bastırmayacaksa bistrosunda oturup gayet zengin bir menüden seçim yapabilirsiniz. Bu arada festival dışarıda tam gaz devam ediyor. Sponsor firmalar sizi güneşten korumak için şapka, tadımlık soğuk içecekler filan dağıtıyorlar. Aslında anlatmak istediğim ortamın gerçekten çok güzel olduğu ve bizim de gayet keyifli bir pazar günü geçirdiğimiz.

Ama asıl söylemek istediğim radyoyu yönetenlerin bu event’e dört dörtlük hazırlanmış olmaları. Hemen hemen her şeyi düşünüp önlem almaları. İnsanların festival alanından mutlu ayrılabilmeleri için akla gelen her güzelliği yapmış olmaları. Türkiye’de bir kurumun bu kadar planlı hareket edebildiğini görmek gerçekten çok sevindirici. Emeği geçen herkese tek tek teşekkür etmek mümkün olmayacağı için bu yazıyı dünkü keyifli organizasyon için bir teşekkür olarak kabul etsinler lütfen.

Artık Lounge FM 102′ye daha fazla göz ve kulak olacağım:)

h1

ADSL Paylaşımı YASAK(mış)

11 Mayıs 2007

Türk Telekom Sakarya İl Müdürü ADSL paylaşımının yasak olduğunu söylemiş.

Haberi Anadolu Ajans’ı geçmiş. Ben HABERTÜRK‘de okudum. Şimdi öyle bir şirket düşünün ki il müdürü olarak atadığı bir insan ipe sapa gelmez laflar etsin. Nasıl yasakmış? Beni kablosuz ADSL modemime şifre koymaya kim zorlayabilir? Canı isteyen paylaşır, canı istemeyen paylaşmaz. Sayın il müdürü ve CEO’nun gücü buna yeter mi?

Siz 3 kuruşluk hizmeti bu ülke insanının öderken zorlanacağı kadar fahiş fiyata satın sonra da “paylaşmak yasak” diyen bir meczup bulup il müdürü olarak görevlendirin.

Ama sakın “hizmet kalitesini arttıralım, fiyatı düşürelim ki insanlar paylaşmak yerine satın almayı düşünsünler” gibi tüm dünyada kabul gören modern pazarlama ve satış stratejileri geliştirmeyin. Müşteri memnuniyeti konusuna kafa yormayın. Yaptığınız toplantılarda ADSL’in neden bu kadar pahalı olduğu sorusu sorulduğunda, bu soruya açıkça cevap vermek yerine lafı dolandırın. Bizleri kazıkladıkça daha çok kazıklamanın yolunu arayın.

Ne de olsa şundan birkaç yıl önce tekeldi şimdi de burası eski Doğu bloğu ülkelerinden biriymişi gibi davranabilirsiniz. Yani hala tekelmiş gibi davranmaya devam edilebilirsiniz. Çünkü ne Ulaştırma Bakanı ne de bu konuda çalışan yetkili ve bilgili bürokratlardan biri çıkıp Türk Telekom’a laf edemez, “arkadaşlar yeter bu milleti kazıkladığınız” diyemez. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yönetenler, özelleştirme amacıyla imza attıkları gün, Türk Telekom’u “ADSL paylaşımı yasak” diyen il müdürü gibi kara cahillere ve profesyonel insafsızlardan oluşan bir yönetim kuruluna emanet ettiler. O yönetim de asıl işini Türk halkına hizmet vermek değil bu halkı kazıklamak olarak tanımladı. Ve ne yazık ki bu işi dört dörtlük yapabilmek tüm gücüyle çalışıyor.

h1

PlayStation’ın Yaratıcısı Emekliye Ayrılıyor

8 Mayıs 2007

Geçen hafta ajansların geçtiği en ilginç teknoloji ve iş dünyası haberlerinden biri PlayStation’ın yaratıcısı olan Ken Kutaragi’nin 19 Haziran 2007 tarihinde emekliye ayrılacağıydı. Birçok insan için hiçbir şey ifade etmeyen bu haber, aslında PS3′ün ticari başarızlığının Sony’de ne kadar büyük bir hoşnutsuzluk yarattığının da en büyük göstergesi.

Bildiğimiz gibi dünyada oyun işini ciddiye alan ve bu konuda kayda değer paralar kazanan ilk şirketlerden biri Nintendo olmuştu. Nintendo 1990′a kadar Game Boy, Color TV Game ve Nintendo Entertainment System (NES) konsollarını geliştirip satışa çıkarmış, oyun sektöründen büyük karlar elde etmeyi başarmıştı. (Ki NES oyun konsolları tarihinde üçüncü nesli ifade eder. PS3, Nintendo Wii ve Xbox 360 ise yedinci nesildir). Böylesi bir ortamda yani daha takvimler anca 90′ların başını gösterirken Sony’yi oyun konsolu üretmeye ikna eden kişi Ken Kutaragi olmuştu. O zamanlar genç bir mühendis olan ve başarılı bir yönetici olacağının sinyallerini veren Ken Kutaragi, PlayStation’ı tamamen kendisi tasarlamış kısaca söylemek gerekirse bir şekilde hayallerini kurduğu oyun konsolunu yaratmıştı. PlayStation 1994 sonunda Japonya’da, 95 Eylül’ünde de Amerika’da satışa çıktıktan sonra Sony yöneticileri Ken Kutaragi sayesinde nasıl bir işe bulaştıklarını fark etmişlerdi. Kutaragi bir anda Sony’in en başarılı isimlerinden biri haline gelmiş ve Sony Computer Entertainment Inc. (SCEI) olarak isimlendirilen Sony’nin eğlence şirketinin başına geçirilmişti. PlayStation’ı takip eden PlayStation 2 ve PlayStation Portable’ın yakaladığı ticari başarı da Ken Kutaragi isminin iyice efsaneleşmesini sağladı. O kadar ki Kutaragi sadece SCEI’ın dünya başkanı olmasına rağmen Sony’de sözü en çok geçen yöneticilerden biri oldu. Ne de olsa oyun konsolu olarak PlayStation ve onun çevresinde dönen ticaret (oyunların satışından elde edilen gelir ve PlayStation alanların başta televizyon olmak üzere tüm elektronik cihaz tercihlerini de Sony’den yana kullanmaya başlamaları), Sony’nin en büyük kar merkezlerinden biri haline gelmişti. Ama bence Ken Kutaragi’yi oyun konsolu üretme fikrini veren şirket olan Nintendo, yıllar sonra Kutaragi’nin ipini çeken şirket de oldu.

Ken Kutaragi’nin son harikası PS3, pazarda beklenilen heyecanı yaratamayıp, hedeflenen satış rakamlarına ulaşamayınca PlayStation’ın yaratıcısı Kutaragi emekliye ayrlmak zorunda kaldı. Burada Wii ile PS3′ü kıyaslayacak değilim ama şunu açıkça söyleyebilirim ki Nintendo Wii ile PS3′ün ve dolayısıyla Ken Kutaragi’nin önünü kesti. PS3, babası Kutaragi’nin başını yedi ve oyun konsolu dünyasının bir numaralı yöneticisi gönüllü olarak emekliliğini istedi. Fakat bilinen bir gerçek var ki PlayStation markası Ken Kutaragi’nin bireysel çabaları ve dehasıyla bugünlere geldi. Sony, Kutaragi’ye çok şey borçlu. Ve söylenene göre PS4, 5 ve 6′ya uzanan yol haritalarının bile şimdiden Ken Kutaragi tarafından belirlendiği ve Sony’nin de bu yol haritasından sapmamaya niyetli olduğu…

h1

Cem Yılmaz + Mazhar Alanson + Biricik Suden

1 Mayıs 2007

Türk Telekom’u sevmek, bu şirketin yaptıklarına saygı duymak mümkün değil.
Biz diyoruz ki TT’nin verdiği tüm hizmetler çok pahalı. TT her ne kadar fiyatları düşürdüğünü iddia etse de hem ADSL hem de telefon görüşmeleri konusunda dünyanın en pahalı tarifelerinden birine sahip.
Zaten sürekli indirim yaptığını iddia etmesine rağmen hala yüksek fiyatlara sahip olması bile TT’nin bizleri “memnun edilecek müşteri” gibi değil de daha çok “yeterince yolunamamış kaz” olarak gördüğünün en büyük kanıtı…
Şimdi gelin küçük bir değerlendirme yapalım; bu TT ki sabit telefon tarifesinde indirim yaptığı yalanını söyleyerek fiyatı yükseltmiştir. Bu TT ki yıllardır ADSL tarifesini düşürür ama hala dünyanın en pahalı, en karlı ADSL’ini satar. Bu TT ki müşteri hizmetlerine sorulan sorulara, soranın kim olduğuna bakarak cevap verir. (Burada ne demek istediğimi, beni tanıyanlar anlayacaktır). Ve bu TT ki ne kadar kazıkçı bir şirket olduğu gerçeğini günümüzün en pahalı figürlerini reklamlarında oynatarak saklamaya çalışır…
Hepimiz biliyoruz ki Cem Yılmaz, şu an Türkiye’nin en başarılı ismidir. Ve yine aynı Cem Yılmaz bu ülkenin en pahalı adamıdır. Yaptığı işin hakkını fazlasıyla almadığı sürece o işi yapmamaktadır. Mazhar Alanson’un da ucuz bir isim olduğunu sanmıyorum. Bence yılların Mazhar Alanson’u da (Cem Yılmaz kadar olmasa bile) reklamlarda oynamak için epey para ister. Yani Cem parayı arabalarıyla anca taşırken, Mazhar’ın “biricik” eşiyle birkaç bavula doldurduğu düşünülebilir.
Sakın yanlış anlaşılmasın! Benim gözüm ne Cem’in ne de Mazhar’ın kazandığı parada. Helali hoş olsun.
Benim lafım sadece Türk Telekom’a…
Yanlış fiyatlandırmalar yapmasa, bizleri kazıklamak için eline geçen her fırsatı kullanmasa, verdiği hizmetlerin fiyatını GERÇEKTEN düşürse, Cem Yılmaz’ı televizyonda görünce ben de güleceğim.
Ama şu an televizyondaki TT reklamlarını görünce sadece küfediyorum… Hatta o kadar sağlam küfürler ediyorum ki eminim bütün TT yöneticilerinin o an kulakları çınlıyordur, rahat yataklarında mışıl mışıl uyuyanlar bile şöyle bir dönüyordur;)

h1

WordPress’e Google AdSense Eklemek

24 Nisan 2007

Uzun zamandır blog sayfama Google AdSense eklemek istiyordum. Bunu yapmak istememin ana nedeni AdSense’in nasıl çalıştığını anlamaya çalışmamdı. Çünkü şimdiye kadar Google ile ilgili birçok yazı okudum; AdSense’den ayda 1500 dolar kazananların da, çok kazanmak için hile yapmasalar bile bir şekilde yasaklananların da hikayelerini dinledim ama kendim olayı birinci elden test etmedim. O nedenle geniş bir zamanımda Google AdSense ile haşır neşir olmayı kafaya takmıştım. Ve nedendir bilinmez bu işi yaparken herhangi bir eklenti kullanmak istemiyordum. Amacım tamamen WordPress’in bana sunduğu tema düzenleme araçlarını kullanarak, HTML kodlarını derleyerek blog sayfama AdSense komutlarını yerleştirmekti. Ama açıkça söylemek gerekirse HTML ile bunu yapmak mümkün olmadı. Ben de çözümü MightyAdsense’de buldum. MightyAdsense kurulumu ve kullanımı gayet kolay bir eklenti. Gördüğüm kadarıyla şimdilik Türkçe desteği yok ama eminim genç gönüllü çevirmenler yakında MightyAdsense’e de zaman ayırıp, şevkat gösterecektir. Her ne kadar benim için MightyAdsense’i Selim kurmuş olsa da bu güzel eklentinin kullanımını şöyle özetlemek mümkün.

1) Önce MightyAdsense’i ana sayfasından indirip Zip’in içinden çıkarın.

2) Daha sonra WordPress’in Plugins klasörüne kopyalayın ve Admin paneldeki Eklentiler / Plugins kısayolunu kullanarak MightyAdsense’i aktifleştirin.

3) Artık Ayarlar > MightyAdsense komut dizinini kullanarak WordPress’e görünmesini istediğiniz tüm banner’ları ekleyebilir, reklam alanları arasınan seçim yapabilirsiniz. 

***

Bugünden sonra bir süre AdSense davranışlarını anlayabilmek için bol bol blog sayfamı kontrol edeceğim ve mümkün olduğunca farklı konularda yazılar yazmaya çalışacağım. Hatta kafamda birkaç tane İngilizce + Türkçe yazı örneği de var. Dediğim gibi tamamen Google AdSense’in çalışma mantığını kavrayabilmek / anlayabilmek amacıyla birkaç deneysel girişimde bulunacağım. Haberiniz olsun;)

h1

Aykut Erdoğan Diye Biri Gerçekten Varmış

18 Nisan 2007

Garanti Bankası’nı ne kadar “sevdiğim” bir sır değil.

Dün gece sevgilim Mine, Şehrazat’ın Maceraları‘nı seyretmek için televizyon karşısına kurulmuşken ben de kendimi Need For Speed Underground 2′ye vermiştim. O kadar ki bu sabah sağ elimin işaret parmağında bir ağrı var. Demek ki gaza biraz fazla yüklenmişim:) Neyse tam osırada cep telefonum çaldı. Arayan numarayı tanımasam da telefonu açtım. Çünkü şu sıralar hem arabamı satıyorum hem de kiralık bir ev işi var… Karşıdan heyecanlı bir ses geliyor. Önce kendini tanıtıyor. Arayan kişi Aykut Erdoğan’mış. Hani şu Garanti Bankası ile yazdığım bir yazıya yorum bırakmış ve e-mail adresi yanlış olduğu için ben de kendisini sahte bir isim olarak değerlendirmiştim.

Aykut telefonda mail adresini farkında olmadan yanlış girdiğini, çok uzun bir zamandan beri benim blog sayfamı ziyaret etmediğini, bu nedenle de yazdıklarımı ancak gördüğünü, üzüldüğünü, beni PCnet’ten tanıdığını ve aslında sevdiğini söyledi. Zaten blog sayfama yeni yorumlar yazdığını ve durumu yine de bana anlatmak için telefon ettiğini belirtti. Ben de kendisine öncelikle cep telefonumu nereden bulduğunu sordum. Alan adımın who is bilgilerinden ulaşmış. Sonra da sözünü ettiği yorumları okuduktan sonra gerekli cevabı yazacağımı söyledim.

Bu sabah da ilk iş olarak yorumlarını onayladım ve bu yazıyı yazıyorum. Ben Aykut’u tanımam. Ne iş yaptığını, kim olduğunu, neyi amaçladığını bilmem. Bekleyeceği özrü dileyecek de değilim. Çünkü yazdıkları özür dilenmesini gerektirmiyor. Ben genel olarak bu sayfalardaki yorumlara cevap verirken aynı üslubu yakalamaya çalışıyorum. Yani amacım nasıl bir üslubla yorum yazılmışsa onun bir adım ilerisinde durmak. Kibara daha kibar, serte daha sert gibi… Bu stratejinin daha samimi insanlardan oluşan bir ekosistem yaratırken arada sırada bu sayfalara bakan, neden baktığını bilmeyen, benim blog sayfamda kendi borusunu öttürebileceğini sananları da uzaklaştıracağını düşünüyorum. O nedenle de Aykut’tan özür dilemeyeceğim. Ayrıca dün yazdıklarına da cevap vermeyeceğim. Aslında yazdıklarının tamamına satır satır cevap vermek mümkün tabii ama bunu yapmayacağım.

Sadece şunu şöyleyebilirim; Aykut Edoğan diye biri gerçekten varmış. Onunla kontak kurmak isteyenler yorumlarındaki mail adresini kullanabilirler.

h1

Türk Telekom Şimdi de Basını Susturmaya Çalışıyor

16 Nisan 2007

Biraz önce Türk Telekom’un halkla ilişkilerini yapan şirketen bir haber bülteni ulaştı.

Başlığı “Türk Telekom Hukuk Dışı Saldırılara Karşı Hakkını Savunacaktır” olan bu duyurunun tam metni şöyle;

Türk Telekom Kurumsal İlişkiler Başkanı Ahter Kutadgu; bir takım çevreler tarafından kamuoyunu yanıltmaya yönelik, hukuka aykırı bir biçimde yapılan tanıtım ve haberlere karşı kurumun hakkını koruyacağını belirtti.
Türk Telekom’un Telekomünikasyon Kurumu’nun onayıyla 1 Mart’ta yürürlüğe giren tarife dengelemesinin ardından çeşitli mecralarda yanıltıcı,  gerçeğe ve hukuka aykırı mesnetsiz kampanyalar başlatıldı.
Kutadgu konuyla ilgili şu açıklamayı yaptı: “Yasal sınırlar içinde yapılan, özellikle medyadan gelen eleştiri ve yorumlara saygı duyuyoruz. Ancak Türkiye’nin en büyük kuruluşlarından biri olan Türk Telekom’a karşı yürütülen kötü niyetli, hukuk dışı, müşterilerimiz üstünde yanıltıcı etkisi olan ve Türk Telekom’un kurumsal itibarına saldırı niteliği taşıyan reklam ve açıklamalara kayıtsız kalmamız mümkün değildir. İlgili kişi ve kuruluşlar hakkında gerekli yasal yollara başvuruyoruz.”
 

**

Şimdi gelin kısa bir flashback yapalım.

Bir süre önce TT, telefon tarifesini değiştirdi. En yalın haliyle söylemek gerekirse indirim yapıyorum kisvesi altında zam yaptı. Şehir içi aramaların fiyatını şehirler arasıyla aynı tarifeye getirdi. Ne de olsa Telekom’un gelirlerinin büyük bir kısmını şehir içi konuşmalardan kazanılan paralar oluşturuyor. Bu gizli kazığın nasıl olduğunu burada anlatacak değilim. Çünkü evinde telefonu olan herkesin bilmesi, dikkat etmesi gereken bir konu bu.

Öte yandan TT, sadece telefon değil, ADSL fiyatları nedeniyle de eleştirilen bir şirket. Onlar her ne kadar dünyada ADSL’in Türkiye’den daha pahalıya satıldığı ülkeler olduğunu söyleseler de bu doğru değil. Hatta TT’nin son 1,5 - 2 yıldır ADSL fiyatlarında yaptığı indirimler bile bence göz boyamadan başka bir şey değil. Ayrıca Paul Doany’nin 2007 sonuna kadar ADSL fiyatlarında % 30′luk bir indirim daha müjdelemesi bile bana hiçbir şey ifade etmiyor. Çünkü biliyorum ki Türkiye’deki ADSL tarifesi dünyanın en pahalı tarifelerinden biri. Ve Telekom tekeli yıkılmadıkça da yapılan tüm indirimler göz boyamakdan öteye geçmeyecek. Çünkü ben ADSL tarifesini diğer ülkelerle kıyaslarken sadece hıza ve ücretine bakmıyorum. Kıyasladığım ülkelerdeki insanların gelirlerine, milli servetlerine de bakıyorum. Yani bir Türk, bir Amerikalı’dan daha az kazandığı için aynı hıza ve hizmete bir Amerikalı’dan daha az ödemeli diye düşünüyorum.

Neyse yukarıya, halkla ilişkiler şirketinden gelen haliyle copy / paste ettiğim metin gösteriyor ki TürkTelekom artık abonelerini kazıkladığının söylenmesini istemiyor. Gerçekleri söyleyenleri mahkemeye vereceğini basına duyuruyor.

Peki ya Türk Telekom, benim gibi Türk halkının kazıkladığını söyleyen birini mahkemeye verir ve davayı kaybederse ne olacak? Türk halkının ödediği vergilerle kurulan Türkiye’nin en büyük şirketlerinden birini, değerinin çok altında bir fiyata aldığını ve satın almak için anlaştığı parayı da Türk halkına pahalı hizmetler satarak yine Türkiye’de kazandığını kabul ecek mi?

**

Bakın özelleştirmeye karşı değilim. Ancak Telekom’un özelleştirilmesinde birçok şeyin yanlış yapıldığını düşünüyorum.

Farklı bir açıdan bakmak isteyenler Önder Barlas’ın 14/07/2005 tarihinde star Gazetesi’nde çıkan yazısını okuyabilirler. O yazıda Önder özetle diyor ki “İyi, Telekom’u 6 milyar 550 milyon dolara sattık. Ama Türk Telekom bu ülkenin en çok vergi veren şirketlerinden biriydi. Şimdi o vergiler ne olacak?”

Telekom’un özelleştirilmesiyle ilgili  Önder Barlas’ın dikkat çektiği vergi konusu ve yüksek tarifelerden başka problemler de var… Şimdi tüm bu sorunlara bir de şehir eşkiyalğı olarak değerlendirilebilecek bu tehdit ekleniyor. Tehdit eden Türk Telekom Kurumsal İlişkiler Başkanı Ahter Kutadgu. Tehdit edilen Telekom’un uygulamalarını beğenmeyenler ve bu konudaki görüşlerini açık açık söyleyenler. Yani neredeyse hepimiz. Yani aslında mesleği, yaşı, cinsiyeti fark etmeksizin Telekom müşterileri. Bir şirket düşünün kendi müşterilerini tehdit etsin, “benim yaptıklarımı eleştirmeyin yoksa külahları değiştiririz” desin. Biz de korkup susalım. Komik olma kuzen Lary ;)

h1

Garanti, Bonus’larımı Verdi Ama iş Henüz Bitmedi

10 Nisan 2007

Hatırlayanlar olacaktır; 2007’nin ilk günlerinde Garanti Bankası’nı Sanayi Bakanlığı’na şikayet etmiştim. Konuyu merak edenler ve yorumları okumak isteyenler tık’lasın.
Geçen hafta Bonus kartıma 100 YTL bonus yüklendiğini gördüm. Garanti Bankası’nın o nefret ettiğim müşteri hizmetlerini (444 0 333) aradım ve bu 100 YTL değerindeki yüklemenin kaynağını sordum. Bana verilen cevap özet olarak şu: Ekstra Deniz Kızı Kampanyası konusunda yaptığım itiraz haklı bulunmuş ve bu nedenle de kartıma 100 YTL bonus yüklenmiş.
Şimdi gelelim buradan çıkartılması gereken sonuçlara:
1)    Ne olursa olsun insan hakkını aramalı.
2)    Hak ettiğinizin daha altında olan bir ödeme sizi mutlu etmemeli.
Zaten ben de mutlu değilim. Garanti bana 100 değil 125 YTL değerinde ödeme yapmalıydı. Çünkü kampanya sonucunda yaptığım işlemler nedeniyle 125 YTL’lik bonusa hak kazanmış olmalıyım. Aradaki 25 YTL’lik farkın da ödenmesi konusundaki talebimi bugün Garanti Bankası’na ilettim. Alacağım cevabı buradan sizlerle paylaşacağım.
3)    Ve işte benim için en güzel sonuç. Yukarıda verdiğim link’e tık’layanlar kendini gizleyen bazı yorumcuların gayet salakça mesajlar yazabildiğini görmüştür. Mesela adının Aykut Erdoğan olduğunu söyleyen ziyaretçim gibi… Sanırım kartıma yüklenen 100 YTL ve benim peşine düştüğüm +25 YTL’nin, Aykut Erdoğan gibilere verilebilecek en güzel cevap olduğunu herkes kabul ediyordur.

h1

CeBIT 2007 Almanya

26 Mart 2007

Biraz geç olduğunun farkındayım ama anca vakit buldum. Eğer siz de dikkatli bir okursanız geçen hafta gerek Türk basınında herekse de blog sayfalarında birçok CeBIT haberi / yorumu okumuşsunuzdur. Ve ağırlıklı olarak da bu yıl CeBIT’e gidenlerde bir memnuniyetsizlik olduğunu fark etmişsinizdir.

Peki neden?

Çünkü CeBIT’te katılımcı firmaların sayısı da ziyaretçilerin sayısı hızla azalıyor. CeBIT internet çağını yakalayamadı. CeBIT yeni hiçbir şey sunmayan bir organizasyon haline geldi. Fuarı düzenleyenlerin katılımcı firmaları memnun etmek için CeBIT’i “iş anlaşması yapılan bir platform” haline getirme çabaları da boşa çıktı. Çünkü bu amaca hizmet etmek için ziyaretçilerin beklentilerine sırt dönen organizasyon komitesi, böylece ziyaretçi kaybetti. Unuttukları şey ziyaretçi olmazsa fuarın da olmayacağıydı;)

Biliyorsunuz yaz sonunda bir CeBIT de Istanbul’da var.

Yine iddia ediyorum ki insanlar Beylikdüzü’nden mutsuz ayrılacaklar. Fuarı düzenleyenler yine faiş giriş ücretleri ve sıfır hizmet teması üzerine odaklanacak. VE YİNE İDDİA EDİYORUM ki bu süreç CeBIT’in kendi kendini yok etme sürecinin en olgun halidir. Hedefe çok az kalmıştır:)

Çare ise basittir. İnternetin bizi nasıl etkilediğine bakmaları ve bir fuarın nasıl olması gerektiğini bir kez da düşünmeleri.

TDK, fuar kelimesini “Belli zamanlarda, belli yerlerde ticari mal sergilemek amacıyla açılan büyük sergi” olarak tanımlıyor. Tabii ki işin içine müşteri faktörünü katmak TDK’nın işi değil. O dünyada CeBIT’in Türkiye’de HİFAŞ’ın işi.

Müşterinin fuarı ziyaret edenler mi yoksa fuara katılanlar mı olduğuna karar verdikleri an CeBIT’i kurtarmak için ilk adımı da atmış olacaklar.

TDK’nın yaptığı tanıma küçük bir ekleme yaparak CeBIT’çilere yol göstermeye çalışalım. Bence fuar kelimesinin yeniden tanımlanması gerekse şöyle diyebiliriz: “Belli zamanlarda, belli yerlerde ticari mal sergilemek ve bu malları konuyla ilgilenen insanların incelemesini sağlamak amacıyla açılan büyük sergi.”

İtirazı olan???

h1

O Gerçek Şampiyonların Sonuncusuydu

16 Mart 2007

F1’in yeni sezonu bu hafta sonu Melborne’da başlayacak. Malum son iki sezondur yeni bir şampiyonumuz var. Eminim Alonso’yu yeni kral ilan eden en az bir yazı da siz okumuşsunuzdur. O genç, yakışıklı ve hızlı bir İspanyol. Ferrari’nin başarısı altında ezilen F1’i ‘dön babam dönelim’ rutininden kurtaracak prens Alonso değil mi?

Bence değil. Tüm bunlara itirazım var. 

Çünkü bence Michael Schumacher gerçek şampiyonların sonuncusuydu. Evet Shumi, Formula 1 tarihinin en iyi otomobilini kullanıyordu. Evet takımı onun kazanması için ne gerekiyorsa yapıyor hatta tüm yarış stratejisini onun üzerine kuruyordu. Evet şimdiye kadar hiçbir şampiyon onun kadar para kazanamamıştı ve yine evet dünya tarihinde hiçbir başarı onunki kadar tek bir kişiye mal edilmemişti. Bunların hepsi doğru. Ve işin doğası gereği hepsinin yapılması gerektiği için yapıldığı söylenebilir. Barrichello’ya pitten “yavaşla, yarışı Shumi birinci bitirsin” emri geldiğinde herkes şaşırmış olabilir. Yarış sonrası Brezilyalı’nın “biz bir takımız, kenardan gelen talimatlar bu takımın kararıdır” açıklamasıyla üzüntüsünü saklama çabası size de dokunmuş olabilir. Ralf’in ezik kardeş durumuna hep içerlemiş olabilirsiniz. Fakat tüm bunlar Michael Schumacher’in gerçek bir şampiyon olduğu gerçeğini unutturamıyor. Morrissey’in “The Last Of The Famous International Playboys” şarkısını hatırlatırcasına Shumi de gerçek şampiyonların sonuncusuydu. Yarışmak için üretilmiş bir otomobili kazanmak için kullanan son F1 pilotuydu o. Gerçi sonun başlangıcı Hakkinen’in F1’i bırakmasına kadar uzanıyor ama o kadar derin analizler yapmaya gerek yok. Schumacher karşısında kayda değer rakipler olduğunda yeri geldiğinde en agresif yeri geldiğinde en sinsi, en plancı yarış stratejileri izleyerek kazanmayı hep bildi. Kazanmaktan mı yarışmaktan mı daha çok zevk aldığını ben hiç çözemedim ama görünen o ki Shumi’siz F1 pek tat vermeyecek. Ve ne yazık ki şu an için elde bulunan pilotların hiçbiri üst üste 10 yıl kupayı kaldırsalar bile gerçek bir şampiyon olamayacaklar. Gerçek bir şampiyon olabilmek için şartlar ne olursa olsun kazanmayı bilmek, kafa kırarak, kaza yaparak hatta başkasının kaza yapmasına neden olsa bile damalı bayrağı görmek gerekiyor. Bu özelliklerin hiçbiri de bu jenerasyon F1 pilotlarında yok. Belki gelecek nesilden bir gerçek şampiyon daha çıkar. Belki de bir sonraki gerçek şampiyon için birkaç nesil beklememiz gerekir, kim bilir?