Archive for the 'FB' Category

h1

Sevilla Hatırası

Çarşamba, Mart 5th, 2008

7 Şubat 2005 günü İstanbul karlar altındaydı. Bir gece önce ansızın başlayan kar, İstanbul’u hazırlıksız yakalamıştı. Yanlış hatırlamıyorsam saat 13:30’da kalkması gereken uçağımız ancak 18:30’da havalanabilmişti.

Sabah uyandığımda arabamı karlar altında görüp işe taksiyle gitmiş ve “bu havada uçak filan kalkmaz” dediğim için de evden çıkarken yanıma hiç eşya almamıştım. 12:30 gibi uçağımızın mutlaka kalkacağını ama saatinin belli olmadığını öğrendiğimde de gazeteden eve dönüp, küçük bir bavul hazırlamıştım.

Madrid’ten aktarma yapıp Sevilla’ya ulaştığımızda sanırım programın on saat filan gerisinde kalmıştık. Yani ilk boş gün yolda geçmişti.

Kaç gün kaldığımızı şimdi hatırlayamıyorum ama o geziden epey keyif almıştım. Bir kere Yurtsan Abi’yi ve Serhat Ayan’ı yakından tanıma fırsatı bulmuştum. Seminerler bittikten sonra acayip güzel bir havada şehri gezmiştik. Endülüs’ün başkenti Sevilla, Museviler’den ve Müslümanlar’dan kalan mimari dokusuyla bana çok tanıdık gelmişti. Yer yer Bodrum’u hatırlatan mavi boya ve çinilerle süslü beyaz duvarlı birkaç katlı evleri, dar sokakları, meyhanelerin sokaklara taşan masaları sanki olmak istediğim yeri hatırlatıyordu. Öte yandan gayet güzel şaraplar içmiş, keyifli sohbetler yapmış, farklı tatlarda zeytinler yemiştik. Hele bir meyhanede gelen mezeler arasındaki kalamatalar vardı ki tadı hala damağımdadır. Bir de çok lezzetli bir ıstakoz yemiştik. O güzel akşam yemeğinde “kimler ıstakoz yer?” diye soran Yurtsan Abi’ye bir kez daha şükranlarımı iletmemem lazım.

Yine güneşli bir gün Sevilla’ya çok yakın  Jerez pistini ziyaret edip, kısa bir süre sonra başlayacak olan Formula 1 sezonuna hazırlanan takımların çalışmalarını izlemiştik. Padok alanına yaptığımız özel gezide Formula 1 arabalarını ve güzellerini görmüştük. Ayrıca Toyota takımının garajına girmiştik. Benim içinde bulunduğum grubun garaj ziyareti sırasında Ralf Schumacher’in pit stop yapması ise gerçekten süper bir duyguydu. Birkaç adım ötemde şimdiye kadar hep televizyon gördüğüm o meşhur zamana karşı yarış yapılmıştı; Ralf’in lastikleri değiştirmiş ve yakıt ikmali yapılmıştı. Aynı günün akşamında Toyota’nın sponsoru Panasonic tarafından düzenlenen yemeğe katılan Jarno Trulli ile bir fotoğraf bile çektirmiştim :)

Belki karlar altında bir İstanbul’dan sonra küçük ama güneşli bir Akdeniz şehri olduğu için, belki de yukarıda saydığım nedenler yüzünden Sevilla’yı çok sevdim. O günden sonra defalarca farklı insanlara “Sevilla çok güzel bir şehir” derken buldum kendimi. “Evet Barcelona mükemmel ama yaşayacak olsam Sevilla’yı seçerdim” dediğim de oldu. Yanında olmaktan, yanımda olmasından mutluluk duyduğum eski sevgilime “Keşke kendimize zaman ayırıp Sevilla’ya gidebilsek. Keşke yeterince zamanımız olsa da önce Barselona, sonra da Sevilla sokaklarını arşınlasak” dediğimi de hatırlıyorum. Hala da aynısını düşünüyorum; Sevilla çok güzel bir şehir ve mutlaka en az bir kere gitmem, görmem gerekiyor…

Önemli not: Artık binlerce (sanırım 2500) Fenerbahçe taraftarının da anlatacak Sevilla hatıraları var. Onlar da Sevilla’ya gittiler ve büyük bir zaferle geri döndüler. Hepsini tek tek kıskandım. Hem Sevilla’da güneşli günler geçirdikleri için hem de Fenerbahçe’min bu büyük zaferini yerinde izledikleri için… Ama daha önemlisi gün geceden beri dünyanın farklı yerlerinde yaşayan milyonlarca Fenerbahçeli’nin de anlatacak Sevilla hatırası var. Artık çeyrek finaldeyiz ;)

h1

Fenerbahçe 3 – Sevilla 2

Perşembe, Şubat 21st, 2008

Dün akşam Şampiyonlar Ligi ikinci tur ilk maçı için sahaya çıkan Fenerbahçe kazanma hırsı sayesinde Sevilla’yı evine üzgün gönderdi. Aslında maçın ilk dakikalarında Sevilla çok daha organize görünüyordu. Sevilla’nın çok isabetli bir şekilde ayağa yapılan pasları ve hızlı oyunu ilk 15 dakika bizimkileri epey zorladı. Derken ligin ikinci yarısına gayet iyi başlayan Mateja Kežman, Uğur Boral’ın soldan ortaladığı topa kafayı vurdu ve ilk golümüz geldi. Beş dakika sonra Volkan ve Edu ikilisinin genç kalecilere ders olarak okutulması gereken kolektif hatasıysa Sevilla beraberliği yakaladı. İkinci yarıdaysa gerçekten çok daha heyecanlı bir 45 dakika yaşandı ve sonuç olarak Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadı, son iki yılın UEFA Kupası sahibi Sevilla için kötü anıların yaşandığı bir yer olarak tarihe geçti. Sonuçtan ve skordan çok memnunum. Oynanılan futbolun da çok daha iyi olabileceğini not ettikten sonra iyi olduğunu söylemek lazım. Hele 4 Mart’taki rövanş maçındaki beraberliğin bile Fenerbahçe’ ye çeyrek finali getireceğini bilmek çok keyifli. Ama benim derdim her zaman olduğu gibi başka.

 Alex de Souza Kime Karşı?

Aslında “Üzgünüm Fenerbahçe” başlıklı yazımda da bu konuyu anlatmak istemiştim ama pek başarılı olamamıştım :( O yazıyı da yine bir Şampiyonlar Ligi maçından sonra yazmıştım diye hatırlıyorum… Şimdi olayı bir kez daha açma zamanı geldi.

Şimdi şöyle bir geçmişi hatırlayalım. Şu ana kadar Fenerbahçe’nin en sevilen yabancı futbolcularından biri olan Pierre van Hooijdonk’u hatırlıyor musunuz? Takım içindeki kamplaşmadan yakınırdı. Üstü kapalı olarak Brezilyalılar’ın kendi aralarında oynamasından şikayet ederdi. Pas alamadığından yakınırdı. Ama yine de Fenerbahçe’ye çok yararı dokunmuştu. Şu an bile (ben dahil) birçok taraftar, Pierre van Hooijdonk’un Fenerbahçe için bir şeyler yapmasını, teknik heyette ona da yer verilmesini istiyor. Ama ne oldu? Yönetim Alex de Souza ile Pierre van Hooijdonk arasında bir tercih yapmak zorunda kalınca kazanan Alex oldu. Kötü mü oldu? Sanmıyorum, çünkü sonuç ortada. Fakat iyi bir yönetimin ipleri kopartmaktansa bu iki yıldızı birlikte oynamaya ikna etmesi gerektiğini düşünüyorum. Gelelim Nicolas Anelka’ya. O da ilk başlarda uygun yerde pas alamamaktan şikayet etmedi mi? Hatta yedekte beklediğinde gıkı çıkmayan adam açık açık gol atabilecek pozisyonlarda top alamadığını söylemedi mi? Pierre van Hooijdonk’un da Nicolas Anelka’nın da en az Alex kadar büyük futbolcu olduğuna inanıyorum. Ancak Oğuz Çetin’den beri takımı sırtlayan tek futbolcu olmanın verdiği güçle bu büyük ego savaşlarını hep Alex kazandı. Yönetim hep Alex’i rahat ettirecek transferler yaptı.

Tıpkı Nicolas Anelka gibi Mateja Kežman da büyük umutlarla transfer edilmişti. Anelka’nın yedekte beklediği takımda ilk yarı itibariyle Kežman pek yedekte kalmadı. Daha doğrusu sakatlık dışındaki durumlarda  kulübeyi beklemedi. Yedekte kaldığı zamanlarda da bol bol konuştu… Ne zaman Kežman, sakatlık veya formsuzluk nedeniyle kızağa çekildi o zaman Semih Şentürk’e gün doğdu. Alex de ne Kežman’a ne Anelka’ya ne de Van Hooijdonk’a yapmadığı güzellikleri Semih’e yaptı. Semih de bu fırsatı çok iyi değerlendirdi ve seyircinin bir numaralı futbolcusu oldu. Tribünlerin kalbinde Tuncay’ın gitmesiyle boşalan yeri çok iyi doldurdu.

 Alex, Semih’i Seviyor

Şimdi gelelim bu koca yazının esas nedenine. Bence yönetimin bir an önce Kežman / Semih sorununa bir çözüm bulması gerekiyor. Çünkü görünen köy kılavuz istemiyor ve Alex, Semih’le oynamayı daha çok seviyor. Eğer şimdiye kadar Alex için Van Hooijdonk ve Anelka’dan vazgeçildiyse Kežman’dan da vazgeçilebilir ve Semih’in önü açılabilir diyorum. Sonuç olarak Semih, Kežman’dan daha genç, taraftar Semih’i daha çok seviyor ve her şeyden önemlisi başarılı. Yıllar önce Fenerbahçe PAF takımına transfer oldu ve o günden beri fırsat verilmesini bekliyor. Yeri geldi kiralık olarak İzmir’e geri gönderildi, yeri geldi kadroya alınmadı veya yedekte bekletildi ama o hep bugünleri bekledi. Ve artık yönetim tarafından desteklenmesinin zamanı geldi. Eğer ki Fenerbahçe’nin kadrosu ve Zico’nun kafasındaki oyun planı Kežman ve Semih’in birlikte oynamasına izin vermiyorsa, bu işi içinden çıkılmaz kaos haline gelmeden çözmek gerek.

h1

Üzgünüm Fenerbahçe

Pazartesi, Ekim 8th, 2007

Türk insanının en büyük hobisi Pazartesi sabahından Cuma akşamına kadar maç sonuçlarını konuşmak / tartışmaktır. Dünya yıkılsa kimse takımına toz kondurmaz. En kritik yorumlar, teknik analizler, futbolcu / antrenör değerlendirmeleri çay bardağının yanına katık edilir. Zaman zaman ateşli tartışmalar, kalp kırma seanslarına dönüşür. O nedenle ben böyle muhabbetleri pek sevmem:) Sadece kendime çok yakın hissettiğim insanlarla haftayı konuşurum.

Her Fenerbahçeli gibi benim de çevremde yeterince Galatasaraylı vardır. Mesela dergideyken birlikte çok zaman geçirdiğimiz Yıldıray, çocukluk arkadaşım Boysan gibi…

Tabii her Fenerbahçeli gibi ben de en büyük keyfi Galatasaraylılar’a takılınca alırım.

Ama bu yıl sezon başladığından beri konuşacak bir şeyimiz yok. Çünkü ortalıkta üzerine konuşulacak bir Fenerbahçe yok. Roberto Carlos’lu, Mateja Kezman’lı Alex’li Fenerbahçe şu an ligde dört beraberlik, bir malubiyet, üç galibiyetle beşinci sırada. Geçen yılın şampiyonu Fenerbahçe, sekiz hafta sonunda sadece dokuz yol atmış, yedi tane de yemiş.

Öte yandan aynı takım Şampiyonlar Ligi’nde gayet iyi maç oynamış, rakiplerine kök söktürmüş. Yani şimdiye kadar olanın tam tersini yapmış. Fakat hep söylerim; derbi kazanmadan şampiyon olmak keyif vermez. Avrupa’da başarılı iki sonuç, ligde puan kaybedilen beş maçı unutturmaz.

Tüm Fenerbahçeliler’in bildiği gibi bir yerlerde bir yanlış var. Bence takımın durmasında Tuncay Şanlı’nın Middlesbrough’a, takımın abilerinden Rüştü’nün Beşiktaş’a ve Ümit’inse FC Köln’e gitmesinin de payı var. Ama sorunun bu kadar basit olmadığını düşünüyorum. Bence Fenerbahçe yönetiminin her platformda güç kullanarak takımı oynattığı dönem artık sona erdi. Ne futbolcular, ne de rakipler artık “büyük Fenerbahçe” masalına inanmıyor.

Fenerbahçe’nin bir Rönesans’a, reforma ihtiyacı var. Klüp yönetiminin kendini yenilemesi değil, kendini baştan yenilemesi gerekiyor ki gönlümüzdeki Fenerbahçe’ye kavuşabilelim.

Yoksa…

Yoksa… Yapacak bir şey yok. Sonuna kadar bu takımı tutmaya devam edeceğiz ama… Mesela bu yıl aslan oğlum Doğuş’a henüz bir Fenerbahçe forması almadım. O da şimdiye kadar forma istemedi. Daha önce Anelka, Alex formalarını kendi istemişti. Hatta geçen yıl, sezon sonuna doğru fazladan bir Mehmet Aurello forması için Doğuş kaç takla atıyordu:)

Neyse… Dediğim gibi üzgünüm Fenerbahçe…

h1

1 - 1

Pazar, Mayıs 14th, 2006

Tuncay’ın golüyle durum 1 - 1 oldu.
Hadi çocuklar…

h1

1 - 0

Pazar, Mayıs 14th, 2006

Nedense buraya FB ile ilgili bir şeyler yazmaya hiç elim varmadı.
1az önce Denizli gol attı. Maç devam ediyor ama sanırım her şey bitti.
Çok üzgünüm. Ama odamın kapısına asılı olan Sabah gazetesinin “Herkes Haddini Bilecek” yazan spor sayfası orada durmaya devam edecek.

h1

Tuncay

Çarşamba, Haziran 15th, 2005

Bugün gazeleterde Arsenal’in Tuncay için Fenerbahçe yönetimine 15 milyon € önerdiğini okudum.
Umarım GS’ın Hakan’ı İtalya’ya gönderme hatasını bizimkiler tekrarlamaz.
Umarım yönetim, Daum’a uymaz ve Tuncay takımda kalır.
Umarım yönetimdeki insanlar Fenerbahçe’yi yönettiklerini unutmazlar…