Archive for Ocak, 2010

h1

Fiyatlar bu kadar serbest bırakılmalı mı?

Perşembe, Ocak 28th, 2010

Geçen hafta, bir akşamüstü sevgilim telefon açtı. Eve giderken Ortaköy Dereboyu Caddesi üzerideki DiaSA’dan alışveriş yapmış. Sonra bazı şeyleri almadığını fark edip, yine aynı cadde üzerindeki Namlı’ya girmiş.

Bu kadar fiyat farkı normal mi?

Sevgilim Namlı’dan alışverişi yaparken, biraz önce DiaSA’dan 2.2 TL vererek satın aldığı Tat Ketçap’ın etiketinde 1.8 TL yazdığını görmüş. Ertesi gün aradaki fiyat farkından duyduğu rahatsızlığı DiaSA müşteri hizmetlerine de iletti. Anladığım kadarıyla DiaSA müşteri hizmetleri “minareyi çalan, kılıfını hazırlar” mantığında bir cevapla bu şikayeti geçiştirdi. Ürün müdürünün kendisini arayacağını da söylemişler ama sanırım arayan, soran olmadı. Zaten ürün müdürü arayıp ne diyecek ki?

Arayıp “1.8 TL’ye satsak bile kâr edeceğimiz Tat Ketçap’ı size 2.2 TL’ye satarak açıktan % 22 daha kâr ediyoruz. Anlayacağınız keyfimiz gıcır. Ben de DiaSA’nın en gözüpek, en işini bilen ürün müdürüyüm. Genel kurulumuz da bu vurgunu onaylıyor” demedikten sonra, ne dese boş değil mi?

Anlayacağınız aynı cadde üzerinde, iki farklı markette, aynı ürün arasında dağlar kadar fiyat farkı var. Bu durumu kendi aramızda çok konuştuk, mantıklı bir açıklamasın bulmaya çalıştık. Ama bulamadık tabii. Ne dükkan kiraları, ne kampanya, ne de kâr marjları aradaki bu büyük farkı açıklamaya yetmedi.

DiaSA ve Namlı Hipermarketleri

DiaSA, dünyaca ünlü İspanyol Dia Group’un Türkiye’de Sabancı ile ortak kurduğu bir marketler zinciri. Dia Group’un Arjantin, Brezilya, Çin, Fransa, Portekiz ve İspanya’da da süpermarketleri var. Diğer ülkelerdeki strateji nedir bilmiyorum ama Türkiye’de Sabancı ortaklığıyla kurulan DiaSA’nın en önemli kozu ucuz olması.

Namlı ise bildiğim kadarıyla sadece İstanbul’da bulunan, DiaSA ile kıyaslandığında gayet küçük, bir marketler zinciri.

Watsons ve Gratis

Derken İstanbul’un karlar altında kaldığı 23 Ocak 2010 günü benzer bir şey benim başıma da geldi. Ben Watsons mağazalarını ilk kez Cevahir Alışveriş Merkezi’nde görmüştüm. Sonra Nişantaşı City’s’de de açıldığını fark ettim. Bildiğim kadarıyla Watsons, özellikle Uzak Doğu ülkelerinde çok popüler olan, ıvır, zıvır ve kozmetik malzemeleri satan bir zincir. O gün Nişantaşı’ndaki mağazadan 8.45 TL’ye Gliss saç bakım kremiyle, 4.99 TL’ye Trim marka tırnak makası aldım.

Aynı gün yolum Levent’teki MetroCity’e de düştü. Orada da Watsons benzeri Gratis isimli bir mağaza var. Biraz önce Watsons’dan aldığım ürünlerin buradaki fiyatlarını merak ettiğim için girip baktığımda aynı Gliss saç bakım kreminin 7.10, Trim tırnak makasının ise 4.50’ye satıldığını gördüm. Yani Watsons’da 13.44 TL ödediğim ürünleri, Gratis’ten 11.60’a satın almak mümkünmüş.

Biraz önce Gratis’in pek kullanışlı olmayan web sitesinden öğrendim ki, Gratis bir Türk markasıymış. Yani aynen Namlı gibi :)

Bence serbest piyasa ekonomisi anlayışımızda bir yanlışlık var. Bu kadar küçük ve ucuz ürünlerde, bu kadar fiyat farkı olmaması gerekiyor. Ya sivil toplum eliyle aradaki fiyat farkları ifşa edilmeli (ki benim yaptığım budur) ya da devlet kontrolünde bu haksız kazancın önü kesilmeli. Çünkü bence ortadaki tek sorun, çalışılarak kazanılan bir paranın harcanmasında değil. Bu gibi fiyat farkları, enflasyonun artmasına, ülkede üretilen değerlerden oluşan gelirin eşit olarak paylaşılamamasına neden oluyor. Bir de tüketicinin kendini kötü hissetmesine tabii ;)

h1

Bak şu AFM’nin yaptığına!

Pazartesi, Ocak 18th, 2010

Ayda en az iki kere sinemaya gidiyorum ve çok uzun bir zamandır salon tercihimi Cinebonus’lardan yana kullanıyorum. Veya kullanmaya çalışıyorum diyelim. Çünkü bence Cinebonus’lar daha yeni ve daha konforlu salonlar.

Benim rotamdaki Astoria ve Kanyon’daki salonlardan çok memnunum. Gerçi Kanyon’da film seyretmek için artık saatler öncesinden rezervasyon yaptırmak gerekiyor ama ben Astoria’yı da seviyorum. (Ki belki bir gün Astoria’daki salonların tasarımının neden striptiz kulübe benzediğini de yazarım. Ama bunu yazmak için önce sorunun cevabını benim bulmam gerekiyor :) )

Zaman zaman da Akmerkez ve İstinyePark’ta film seyretmek gerekiyor. Yani yolum AFM’lere de düşüyor.  İstinyePark’taki salonlar da konfor anlamında gayet tatminkâr.

Açıkça söylemek gerekirse bu saydığım alışveriş merkezlerindeki sinema salonları arasında en sevimsiz olanı Akmerkez. Çünkü diğerlerinden daha eski; koltukları yumuşamış, fuayesi hırpalanmış, basık olduğu için insanı huzursuz eden bir salon Akmerkez’deki.

Fakat yine de bazen Akmerkez’de film seyretmek zorunda kalıyorum. Mesela 16 Ocak Cumartesi akşamı,  Guy Ritchie’nin yeni filmi “Sherlock Holmes”u seyretmek için Akmerkez’e gittik.

Ve gördük ki Akmerkez AFM’nin gişelerinden kredi kartı ile bilet alamıyorsunuz. Gişelerden sadece nakit ödeme ile bilet alabiliyorsunuz. Eğer kredi kartıyla bilet alacaksanız işleminizi MyBilet.com’un kiosklarından yapmanız gerekiyor. Bu benim için sorun değil, ama sinema salonuna gelip, gişenin hemen yanındaki kiosktan biletimi kredi kartıyla aldığım için MyBilet’e hizmet bedeli ödemek zorunda kalmak bence sorun. Hatta en güzel tanımlamayla bence bu da küçük çapta bir dolandırıcılık!

Bankalar, Visa veya MasretCard bu konuda ne düşünür, ben bilemem. Ama hisseleri İMKB’de işlem gören, bildiğim kadarıyla yabancı ortaklı, halka açık bir şirket olan AFM için bu çok kötü bir durum. Daha doğrusu yakışmayan bir durum. Müşterilerini aynı hizmet için daha fazla ödeme yapmaya zorlamak hiçbir vizyon sahibi şirkete yakışmıyor. Ayrıca müşterisini zorla aracıya yönlendirerek, bu sayede başka bir şirketin de para kazanmasını sağlamak bana pek etik de gelmiyor. Bu uygulamayı müşteriye saygısızlık olarak da görüyorum.

Bu durumdan duyduğum rahatsızlığı iletmek ve bu anlamsız uygulamanın sadece Akmerkez AFM’de mi, yoksa bütün AFM’lerde mi geçerli olduğunu öğrenmek için AFM’nin web sitesi üzerinden şirkete mesaj göndermek istediğimdeyse http://www.afm.com.tr/Contact.aspx adresindeki iletişim formunun çalışmadığını gördüm.

Web sitesindeki iletişim formu çalışmayan, halka açık, yabancı ortaklı bir şirketin müşterilerine saygı göstermesini bekleyerek hata mı yapıyorum?

h1

Sigara yasağı ertelenMEsin!!!

Pazartesi, Ocak 11th, 2010

Söze sigara içmediğimi, sigara dumanından pek rahatsızlık duymasam da yakım çevremdeki insanların sigara içmelerinden haz etmediğimi söyleyerek başlamalıyım ki bu yazının tarafsız olmayacağını herkes kolayca anlasın :)

19 Temmuz 2009’dan beri dumansız hava sahasına kavuşmuş durumdayız. Ben sigara yasağından çok memnunum. Yasakla ilgili en ufak bir şikayetim yok. Yasağı biraz adaletsiz ve katı bulsam da uygulanmasını sonuna kadar destekliyorum. O nedenle de yasak konusunda yapılan tüm eleştirilere kulaklarımı kapalı tutuyordum. Ama ne zaman bir yerlerden patlak verileceğini de için için merak ediyordum. Öyle ya ülke olarak, daha doğrusu halk olarak lobicilik faaliyetlerine çok alışık değiliz. Ne zaman birileri, bir şeylere inanmamızı istese bir şekilde inandırılırız. Sonrasında geriye dönüp neye inandığımıza da pek bakmayız.

Uzun bir zamandır tütün lobisinin sigara yasağına karşı ne tarz bir hamle yapacağını merakla bekliyordum. Sonunda birileri konuyu dillendirmeye başladı. Önce sigara satışlarında kayda değer bir azalma olmadığı söylendi. Hemen ardından da bu yasağın her işletme için uygulanmasının haksızlık olduğu gibisinden “özgürlükçü” düşünceler yankılanmaya başlandı. Sonuç olarak da bu yasağın beş yıl süreyle ertelenmesi için tasarılar hazırlandı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunuldu.

Ben sigara satışlarının azalmadığı görüşüne katılmıyorum. İnanıyorum ki ülkemizde sigara tüketimi bu yasakla birlikte ciddi oranda azalmıştır ve daha da azalacaktır. Bir kere yeni tiryakiler yaratılmaması açısından bu yasağın faydalı olduğunu düşünüyorum.

Bazı mekân işletmecilerinin bu yasak nedeniyle kazançlarında azalma olup, olmamasıyla da pek ilgilenmiyorum. Bundan böyle yemek yemek veya bir şeyler içmek için gittiğim bir mekânda sigara kokusu duymak istemiyorum. Kısacası sebepleri ne olursa olsun sigara yasağının ertelenmesini istemiyorum!!!