Hepimiz çokuluslu şirketlerde çalışanların yaptıkları işten keyif aldıklarını, çok iyi kazandıklarını, sosyal haklarının çok iyi olduğunu düşünürüz. Aslında kendi kulvarlarında dünya lideri olan firmalarda çalışan bu arkadaşlar, gerçekten de çok iyi kazanırlar. Ne de olsa bu büyük şirketler, faaliyet gösterdikleri pazarın en iyilerini çalıştırmak ister. Yıldızlar karması oluşturmak da pek ucuz bir iş değildir.
Web’de öylesine gezerken, link’ten link’e atlarken karşılaştım Bilişim Sendikası ile. Bazı IBM Türk çalışanları, beş yıldır maaşlarına zam alamadıkları için, şirketlerinin eşit işe eşit ücret politikasını göz ardı etmesinden rahatsızlık duydukları için, haksız işten çıkarmaların önüne geçebilmek için ve çalışan açısından sakıncalı daha birçok olumsuzluğu engelleyebilmek için kurmuş Bilişim Sendikası’nı. Tüm yasal hazırlıklar yapılmış, sancılı kurulum dönemi atlatılmış ve sonunda IBM ile toplu iş sözleşmesi yapılabilecek yasal platform oluşturulmuş. Ama tabii her zamanki gibi işveren, yasalardaki bazı açık noktaları değerlendirerek bir yıldırma planını uygulamaya başlamış.
Burada Bilişim Sendikası çatısı altında şimdiye kadar neler yapıldığını, patronun olaya taş koymak için hangi argümanların arkasına sığındığı filan anlatmayacağım. Ne de olsa merak eden sendikanın web sitesine veya Bilişim Sendikası’nın fikir öncülüğünü yapan IBM Türk çalışanlarının hazırladığı web sitesine girer, bakar. Hatta burada sendikanın, neredeyse tüm dünyadaki IBM çalışanlarının haklarını savunan sivil toplum örgütlerinin desteğini alarak Second Life’ta organize ettiği sanal grevi de anlatmaya niyetim yok. Ülkemizde uzunca bir süre solunum cihazına bağlı kaldıktan sonra girdiği bitkisel yaşamdan çıkıp çıkmayacağı belli olmayan “sendikacılık” kavramını da tartışmayacağım. Tek söylemek istediğim insanların kanunlarla kendilerine verilen bazı haklara sahip çıkma çabası ve bu çabanın takdir edilmesi gerektiği.
Gerçi IBM de o eski IBM değil artık. Yani bugün dünyada bilgisayarların bu kadar yaygın kullanılmasını sağlayan iki şirketten biri olan* eski IBM ile, günümüzde IBM olarak anılan şirketin bence tek benzer yanı ismi. Hatta bence, IBM’in donanım tarafı çekik gözlü Lenovo’ya satıldığından beri dünyada IBM diye bir şirket de yok zaten; IBM artık sadece bir marka… Yani camii çoktan yıkılmış olsa bile mihrabı yerinde tutarak yoluna devam etmeye çalışan çokuluslu bir şirket var.
İşin kötüsü bu şirket in Türkiye’deki ayağı, 5 Haziran 2008’deki rakamlara göre, toplam 400 çalışanının 209’unun üye olduğu sendikayı şu an için bazı küçük hukuki süreçleri abartarak tanımamaya çalışıyor. Görünen o ki eninde sonunda tanıyacak; bu sendika ile toplu iş sözleşmesi yapabilmek için aynı masaya oturacak. Fakat merak ediyorum; acaba şirket yöneticileri “ne oldu da 400 çalışanımızın 209’unu bir sendika kurmak zorunda bıraktık” diye düşünüyorlar mı? Ya da yerli veya yabancı herhangi bir IBM Türk yöneticisi içten içe bu 209 kişinin sadece yasal haklarını savunduğunu kabul ediyor mu?
Bilişim Sendikası, ağırlıklı olarak dünya devi yabancı şirketlerin hakim olduğu Türkiye bilişim sektöründe bir ilk. Sendika lafının fabrika işçilerini çağrıştırdığı bir ülkede; alet edevat olarak PDA veya laptop kullanan, iyi üniversitelerden mezun, beş yıldır zam alamasalar bile muhtemelen ülke şartlarına göre hala gayet iyi kazanan bir sektörde çalışanların bile “sendikalaşma” çabası göstermesi açısından da çok önemli. O nedenle de bu girişime ön ayak olan, fikir öncülüğü yapan tüm IBM Türk çalışanlarını tebrik etmek lazım. Ve Second Life’da veya Facebook’ta Bilişim Sendikası ile ilgili bir atraksiyon görünce destek vermek lazım. Bilişim Sendikası’yla ilgili güncel gelişmeleri takip etmek isteyenler organizasyonun Yahoo Grubuna da üye olabilirler.
Umarım Bilişim Sendikası’nın üyeleri bir an önce başta toplu iş sözleşmesi olmak üzere tüm sosyal haklarına kavuşurlar…
* Bence bugün dünyada bilgisayarların bu kadar yaygın kullanılmasını sağlayan iki şirket Microsoft ve IBM’dir. Eğer bu iki şirket, yıllar önce kendi geleceklerini ve kârlılıklarını “kişisel bilgisayar (personal computer”) denen cihaza bağlamamış olsaydı, sanırım bilgisayar teknolojileri bu kadar hızlı gelişemezdi. Tabii bu iki şirketten sahibi daha zengin olanı, yakın gelecekte aynı çabayı internetin gelişimi için göstermemiş, tüm şirket vizyonunu internete endekslememiş olsaydı o zaman da World Wide Web bu kadar gelişemezdi. Ve son bir not daha; o zengin olan şirket sahibinin gözünü bu kadar para bürümemiş olsaydı da açık kaynak kodlu yazılımların değerini asla anlayamazdık