
Fenerbahçe 3 – Sevilla 2
21 Şubat 2008
Dün akşam Şampiyonlar Ligi ikinci tur ilk maçı için sahaya çıkan Fenerbahçe kazanma hırsı sayesinde Sevilla’yı evine üzgün gönderdi. Aslında maçın ilk dakikalarında Sevilla çok daha organize görünüyordu. Sevilla’nın çok isabetli bir şekilde ayağa yapılan pasları ve hızlı oyunu ilk 15 dakika bizimkileri epey zorladı. Derken ligin ikinci yarısına gayet iyi başlayan Mateja Kežman, Uğur Boral’ın soldan ortaladığı topa kafayı vurdu ve ilk golümüz geldi. Beş dakika sonra Volkan ve Edu ikilisinin genç kalecilere ders olarak okutulması gereken kolektif hatasıysa Sevilla beraberliği yakaladı. İkinci yarıdaysa gerçekten çok daha heyecanlı bir 45 dakika yaşandı ve sonuç olarak Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadı, son iki yılın UEFA Kupası sahibi Sevilla için kötü anıların yaşandığı bir yer olarak tarihe geçti. Sonuçtan ve skordan çok memnunum. Oynanılan futbolun da çok daha iyi olabileceğini not ettikten sonra iyi olduğunu söylemek lazım. Hele 4 Mart’taki rövanş maçındaki beraberliğin bile Fenerbahçe’ ye çeyrek finali getireceğini bilmek çok keyifli. Ama benim derdim her zaman olduğu gibi başka.
Aslında “Üzgünüm Fenerbahçe” başlıklı yazımda da bu konuyu anlatmak istemiştim ama pek başarılı olamamıştım
O yazıyı da yine bir Şampiyonlar Ligi maçından sonra yazmıştım diye hatırlıyorum… Şimdi olayı bir kez daha açma zamanı geldi.
Şimdi şöyle bir geçmişi hatırlayalım. Şu ana kadar Fenerbahçe’nin en sevilen yabancı futbolcularından biri olan Pierre van Hooijdonk’u hatırlıyor musunuz? Takım içindeki kamplaşmadan yakınırdı. Üstü kapalı olarak Brezilyalılar’ın kendi aralarında oynamasından şikayet ederdi. Pas alamadığından yakınırdı. Ama yine de Fenerbahçe’ye çok yararı dokunmuştu. Şu an bile (ben dahil) birçok taraftar, Pierre van Hooijdonk’un Fenerbahçe için bir şeyler yapmasını, teknik heyette ona da yer verilmesini istiyor. Ama ne oldu? Yönetim Alex de Souza ile Pierre van Hooijdonk arasında bir tercih yapmak zorunda kalınca kazanan Alex oldu. Kötü mü oldu? Sanmıyorum, çünkü sonuç ortada. Fakat iyi bir yönetimin ipleri kopartmaktansa bu iki yıldızı birlikte oynamaya ikna etmesi gerektiğini düşünüyorum. Gelelim Nicolas Anelka’ya. O da ilk başlarda uygun yerde pas alamamaktan şikayet etmedi mi? Hatta yedekte beklediğinde gıkı çıkmayan adam açık açık gol atabilecek pozisyonlarda top alamadığını söylemedi mi? Pierre van Hooijdonk’un da Nicolas Anelka’nın da en az Alex kadar büyük futbolcu olduğuna inanıyorum. Ancak Oğuz Çetin’den beri takımı sırtlayan tek futbolcu olmanın verdiği güçle bu büyük ego savaşlarını hep Alex kazandı. Yönetim hep Alex’i rahat ettirecek transferler yaptı.
Tıpkı Nicolas Anelka gibi Mateja Kežman da büyük umutlarla transfer edilmişti. Anelka’nın yedekte beklediği takımda ilk yarı itibariyle Kežman pek yedekte kalmadı. Daha doğrusu sakatlık dışındaki durumlarda kulübeyi beklemedi. Yedekte kaldığı zamanlarda da bol bol konuştu… Ne zaman Kežman, sakatlık veya formsuzluk nedeniyle kızağa çekildi o zaman Semih Şentürk’e gün doğdu. Alex de ne Kežman’a ne Anelka’ya ne de Van Hooijdonk’a yapmadığı güzellikleri Semih’e yaptı. Semih de bu fırsatı çok iyi değerlendirdi ve seyircinin bir numaralı futbolcusu oldu. Tribünlerin kalbinde Tuncay’ın gitmesiyle boşalan yeri çok iyi doldurdu.
Şimdi gelelim bu koca yazının esas nedenine. Bence yönetimin bir an önce Kežman / Semih sorununa bir çözüm bulması gerekiyor. Çünkü görünen köy kılavuz istemiyor ve Alex, Semih’le oynamayı daha çok seviyor. Eğer şimdiye kadar Alex için Van Hooijdonk ve Anelka’dan vazgeçildiyse Kežman’dan da vazgeçilebilir ve Semih’in önü açılabilir diyorum. Sonuç olarak Semih, Kežman’dan daha genç, taraftar Semih’i daha çok seviyor ve her şeyden önemlisi başarılı. Yıllar önce Fenerbahçe PAF takımına transfer oldu ve o günden beri fırsat verilmesini bekliyor. Yeri geldi kiralık olarak İzmir’e geri gönderildi, yeri geldi kadroya alınmadı veya yedekte bekletildi ama o hep bugünleri bekledi. Ve artık yönetim tarafından desteklenmesinin zamanı geldi. Eğer ki Fenerbahçe’nin kadrosu ve Zico’nun kafasındaki oyun planı Kežman ve Semih’in birlikte oynamasına izin vermiyorsa, bu işi içinden çıkılmaz kaos haline gelmeden çözmek gerek.
