
Yazdan Kalma Bir Gün
Pazartesi, Ekim 22nd, 2007
Geçen hafta Perşembe günü, yani takvimler 18 Eylül’ü gösterirken küçük bir kaçamak yaptık; saatler 12:00′ı gösterirken Bostancı’dan kalkan ve ilk durağı Büyükada olan vapura bindik:)
Şansımıza geçen hafta İstanbul yazdan kalma günler yaşıyordu. Hele bizim ada seferine çıktığımız gün hava iyice sıcaktı. Doğal olarak Büyükada’ya adım atar atmaz önce meydandaki cafe’lerden birinde oturup kahvaltımızı yaptık. Sonra faytona atlayıp Aya Yorgi’ye gittik.
Tırmanışı anlatacak değilim ama ilk kez bu kadar çok ara vererek / dinlenerek çıktım:) Hatta şu kadarını söyleyebilirim ki çıkarken arkamızdan gelip bizi geçen turistler, mumlarını yakıp aşağıya inmeye başladıklarında biz hala çıkıyorduk:) Neyse dinlene dinlene bile olsa sonunda çıktık ve susuzluğumuzu giderip birer bira içtik tepede. Bir süre sonra epey kalabalık olan Alman öğrenci grubu da gitti ve ortam iyice sessizleşti. Umarım Allah herkese Ekim ayının ortasında, güneşli bir günde o tepeden manzarayı seyretme keyfini yaşatır. Bu arada yakın zamanda adaya gitmeyi planlayanlara da küçük bir bilgi notu iletmeliyim: Aya Yorgi’de iki tane küçük köpek yavrusu var. Çok sevimliler ama insanlarla araları pek iyi değil… Saat 15:00 gibi oturduğumuz masayı değiştirip gölgede kalmamayı başardık ve çok lezzetli bir kuzu şiş yedik. Bol bol ufka bakıp manzarayı seyrettim. Hava kararmadan önce de iniş yolcuğuna geçtik. Aslında biraz daha kalıp güneşin batışını da seyredebilirdik ama bir sonraki vapur için beklemek istemedik. Meydanda vapur saatini beklerken yediğimiz waffle’lar yüzünden bir ara patlayacağımı düşünsem de kazasız belasız Bostancı’ya ulaştık:)
Bu kadar yazıdan sonra asıl söylemek istediğim insanın güneşi özlediği… Kavurucu bir yaz geçirmiş olmamıza rağmen bir günlük ada kaçamağı bizi çok mutlu etti. Sanki oksijen depoladık. Kış iyice bastırmadan yağışsız ama serin bir gün aynı kaçamağı tekrar yapmak lazım…
Geçen hafta Perşembe günü, yani takvimler 18 Eylül’ü gösterirken küçük bir kaçamak yaptık; saatler 12:00′ı gösterirken Bostancı’dan kalkan ve ilk durağı Büyükada olan vapura bindik:)
Şansımıza geçen hafta İstanbul yazdan kalma günler yaşıyordu. Hele bizim ada seferine çıktığımız gün hava iyice sıcaktı. Doğal olarak Büyükada’ya adım atar atmaz önce meydandaki cafe’lerden birinde oturup kahvaltımızı yaptık. Sonra faytona atlayıp Aya Yorgi’ye gittik.
Tırmanışı anlatacak değilim ama ilk kez bu kadar çok ara vererek / dinlenerek çıktım:) Hatta şu kadarını söyleyebilirim ki çıkarken arkamızdan gelip bizi geçen turistler, mumlarını yakıp aşağıya inmeye başladıklarında biz hala çıkıyorduk:) Neyse dinlene dinlene bile olsa sonunda çıktık ve susuzluğumuzu giderip birer bira içtik tepede. Bir süre sonra epey kalabalık olan Alman öğrenci grubu da gitti ve ortam iyice sessizleşti. Umarım Allah herkese Ekim ayının ortasında, güneşli bir günde o tepeden manzarayı seyretme keyfini yaşatır. Bu arada yakın zamanda adaya gitmeyi planlayanlara da küçük bir bilgi notu iletmeliyim: Aya Yorgi’de iki tane küçük köpek yavrusu var. Çok sevimliler ama insanlarla araları pek iyi değil… Saat 15:00 gibi oturduğumuz masayı değiştirip gölgede kalmamayı başardık ve çok lezzetli bir kuzu şiş yedik. Bol bol ufka bakıp manzarayı seyrettim. Hava kararmadan önce de iniş yolcuğuna geçtik. Aslında biraz daha kalıp güneşin batışını da seyredebilirdik ama bir sonraki vapur için beklemek istemedik. Meydanda vapur saatini beklerken yediğimiz waffle’lar yüzünden bir ara patlayacağımı düşünsem de kazasız belasız Bostancı’ya ulaştık:)
Bu kadar yazıdan sonra asıl söylemek istediğim insanın güneşi özlediği… Kavurucu bir yaz geçirmiş olmamıza rağmen bir günlük ada kaçamağı bizi çok mutlu etti. Sanki oksijen depoladık. Kış iyice bastırmadan yağışsız ama serin bir gün aynı kaçamağı tekrar yapmak lazım…
