Archive for Ağustos, 2007

h1

Bir İş Bankası Hikayesi

Cuma, Ağustos 17th, 2007

Bilenler biliyor ama sanırım bir kez daha söylemekten kimseye zarar gelmez; ben bankaları pek sevmiyorum. Aslında pek değil neredeyse hiç sevmiyorum. Allah’a şükür bu duygumun temelinde herhangi bir kötü deneyim yatmıyor. Yani bugüne kadar ödeyemediğim borcum filan hiç olmadı. Hatta neredeyse 15 yıldır kredi kartı kullanmama rağmen şimdiye kadar hiç ödememi geciktirmiş, borcumu taksitlendirmiş de değilim. Bu açıdan bakınca sanırım bankalar için pek iyi bir müşteri profili de çizmiyorum. Çünkü benden istedikleri kadar fazla para kazanamıyorlar ;) Ama yine de zaman zaman bankalara hizmet bedeli, hesap işletim ücreti, kart bedeli gibi isimler altında “haraç” veriyorum :( Tek tesellim bu oranlar konusunda pek titiz olmam. Bu nedenle de benden vermeye razı olduğumdan fazlasını almaya niyetlenenle tüm münasebeti hemen kesiyorum.
Bu arada unutmadan şimdiye kadar iki kere bankada çalıştığımı da söylemeliyim. Anlayacağınız hayatımın iki farklı döneminde ben de banka personeliydim. Pamukbank ve TEB’den kazandığım paralarla ev kiramı ödemişliğim vardır… Bankalara düşman olma nedenim tabii ki sadece David Fincer’ın Edward Norton ve Brad Pitt’i buluşturan başyapıtı “Figh Club” değil. Bu sevmeme halinin ana kahramanları aslında banka çalışanları. Çünkü banka personelinin biz mudilerle temas eden kısmının insan sıcaklığından uzak, robotvari yaratıklar olması da, genel müdürlük binalarını dolduran iyi eğitim görmüş çocukların züppelikleri de beni acayip sinirlendiriyor.
Neyse gelelim asıl konumuza.
Geçen hafta Cuma günü, yani 11 Ağustos’ta oğlum Doğuş’u Harry Potter serisinin son filmi “Harry Potter ve Felsefe Taşı”na götürdüm. Malum film Türkiye’de o gün vizyona giriyordu ve Doğuş’un hemen seyretmesi gerekiyordu. Şimdiye kadar çekilen tüm Harry Potter filmlerini hem sinemada hem de evde ağzından sular damlayarak defalarca seyreden Doğuş’un J.K. Rowling tarafından yazılan ilk Harry Potter kitabı “Harry Potter ve Felsefe Taşı”nı okumayı reddetmesiyse ayrı bir konu. Ve belki bu konuyu da gelecekte bir gün bu sayfalara yazarım.
Filmi seyretmek için Zeytinburnu Olivium’daki CineCity’ye gittik. Laf aramızda ben CineCity sinemalarını severim ve eğer seçenekler arasında CineCity varsa tercihimi bu salonlardan yana kullanırım. Doğuş’u filme soktuktan sonra İş Bankası’nın Olivium şubesindeki ATM’den 1000 YTL’ye yakın para çektim. Aslında İş Bankası benim yıllardır uğramadığım ama bu sefer zoraki olarak işimin düştüğü bir kurum. Fakat ATM nedense ödemeyi 10 ve 20 YTL’lik banknotlarla yaptı. Malum havalar da sıcak, yani üzerimde penye bir şort var; cepleri arabanın anahtarıyla kimlik, kredi kartı gibi elzem şeyleri ancak alıyor. O kadar çok parayı o şortun ceplerine sığdırmak mümkün değil.
Parayı çektikten sonra bütünletebilmek umuduyla şubeden içeri girdim. Şöyle bir etrafa bakınınca güvenlik görevlisiyle göz göze geldim ve derdimi anlattım. Görevli para bütünlemediklerini ama yine de şansımı bankolarda deneyebileceğimi söyledi. Bankolara doğru yöneldim ama bankoda çalışanların sizi adam yerine koyup sorduğunuz soruya cevap vermeleri pek mümkün olmadığından arkada oturan ve tavırlarından o çöplüğün en sıkı horozu olduğu belli olan bir bayana derdimi anlattım. Önce beni şöyle bir süzdü ve orasının para bütünleme yeri olmadığını söyledi. Parayı ATM’den çektiğimi, böyle 10’luk ve 20’likler verildiği için koyacak cebim olmadığını anlatmaya çalışırken “her gün sizin gibi iki kişi gelse biz burada çalışamayız” dedi. Ona parayı ATM’i kullanarak veya şubeden geri yatırabileceğimi, sonra da şubeden tekrar çekebileceğimi, böyle yaparsam çalıştığı şirketin boşu boşuna zarar edeceğini söyleyecekken sarışın fettan bombayı patlattı “kasayı tutan arkadaş şu an yok, istersen numara alıp sıraya gir, sıra sana geldiğinde belki arkadaşlar yardımcı olurlar.” Yani beylerin, bayanların keyfi olursa bana yardım edecekler, çünkü onlar bana bu konuda yardımcı olmak zorunda değiller. “O kadar yorgunum ki sizinle tartışamayacağım” diyip şubeden çıktım. Doğuş’un Harry Potter’ı bitene kadar (film yaklaşık üç saat sürüyor) CineCity’nin fuayesinde elimde o paralarla bekledim. Peki ne mi oldu?
Artık İş Bankası şubelerinin önünden bile geçmemeye çalışıyorum. Bu yazıyı yazdıktan sonra bankanın web sitesindeki iletişim formunu kullanarak yazdıklarımın İş Bankası Zeytinburnu Olivium şube müdürü ve İstanbul Bölge müdürlüğü tarafından da okunmasını sağlamaya çalışacağım. Tabii ki cevap gelmeyecek. Gelse bile abuk sabuk bir şeyler söyleyecekler. Ben de en son 7 – 8 yıldır uğramadığım ama bir talihsizlik sonucu Olivium şubesi aracılığıyla çalışanlarının ne kadar boktan insanlar olduğunu hatırladığım İş Bankası’yla hayatımın geri kalanında bir daha temas etmemeye çalışacağım.

h1

Feribotla İstanbul - Bodrum

Çarşamba, Ağustos 8th, 2007

Söylemesi ayıptır ama İstanbul son yılların en sıcak günlerini yaşarken sevgilim Mine ve ben Bodrum’un birbirinden güzel koylarında denize giriyor, bazen kumsallarda bazen de beach’lerde minderlerin - şezlongların üzerinde uyukluyorduk.

Neden Feribot?

Bu yıl bir değişiklik yaptık ve İstanbul’dan Bodrum’a uçakla değil feribotla gittik. Aslında ilk planımız arabayla gitmekti. Bandırma’ya kadar İDO‘nun feribotuyla gidip, sonra içimizdeki trafik canavarına kulak asmadan yola devam edecektik. Bu şartlar altında feribot bize gidiş - dönüş ortalama 400 YTL’ye, toplam yolculuk ise 400 YTL ve Bandırma - Bodrum - Bandırma arasındaki mesafenin benzin parasına mal olacaktı. Ama trafikle uğraşmak istemediğimiz için bu fikirden vazgeçtik. Eğer Perşembe sabahı yola çıkabilseydik bu rotayı izleyebilirdik. Ne de olsa Cuma hariç hafta içi günlerde Bodrum istikametine pek trafik olmazdı. Ama Mine’nin bir toplantısı nedeniyle Perşembe gününü İstanbul’da geçirmemiz gerekiyordu.

Sonra “Uçakla gidelim, Bodrum’da da araba kiralarız. Hatta arabayı sadece ihtiyacımız olan günler kiralar, ekonomi yaparız” dedik. Ne de olsa havayolları arasındaki rekabet nedeniyle 59 YTL’den başlayan fiyatlarla uçmak mümkündü. THY ve Atlas Jet‘in web sitelerini kontrol edince gördük ki 59 YTL’ye uçabilmek için aylar öncesinden rezervasyon yaptırmak gerekiyor. Bizim bulabildiğimiz en uygun bilet 149 YTL idi. Yani iki kişi, gidiş - dönüş için 600 YTL ödeyecektik. Ancak her iki havayolu şirketinin web sitesinde de ödeme sayfasına geldiğimizde vergi ve hizmet bedeli için ortalama 100 YTL fazla ödememiz gerektiğini görünce bu fikirden de vazgeçtik. Çünkü 700 YTL uçağa, 10 gün kalacağımız Bodrum’da da en az 500 YTL abara kiralamaya verme fikri pek hoşumuza gitmedi.

Sonra Bodrum’da araba kiralayan bir ahbabımızdan İstanbul - Bodrum feribot seferlerinin başladığını öğrendik ve Deniz Line‘a ulaştık. Yolculuk 24 saat sürüyordu. Feribotta yüzme havuzu, spor salonu, restoran, cafe filan vardı. İster konfor seviyesi birbirinden farklı kamaralarda istenirse de en ekonomik şekliyle pulmanda yolculuk edilebiliyordu. İşin en güzel yani bizim tatile denk düşen gidiş ve dönüş günlerinde de sefer vardı. En ucuzundan kamara + araba için 710 YTL verdik ve biletimizi aldık:)

Gemi Yolculuğu

İstanbul’dan Bodrum’a feribotla gitmenin en güzel yanı gemiye adımınızı atığınız anda tatilin başlıyor oluşu. Yani güneşlenmek, kitap okumak veya yatıp uyumak için yeterince zamanınız oluyor. Geminin farklı salonlarına yerleştirilmiş LCD ve plazma ekranlardan televizyon seyretmek de mümkün. Tabii bence işin en önemli yanı gemi yolculuğunun insanı rahatlatması. Bol oksijen ve iyotun tüm yorgunlukları alıp götürmesi.

Beğenmediklerim…

Her şeyden önce gemide yeme - içmenin acayip pahalı olduğunu söylemem gerekiyor. Ne kadar mı pahalı? Şöyle bir örnek vereyim: Efes Pilsen’in küçük kutu birası feribotta 8 YTL fiyatla satılıyor . Bodrum’a iner inmez alışveriş yaptığımız Ortakent - Yalıkavak sapağındaki KİPA’da ise aynı bira 1,50 YTL’ye satılıyordu. Şimdi baktım, Migros’taki satış fiyatı ise 1,66 YTL. Başka bir örnek vermek gerekirse soda 3 YTL. Açık büfe akşam yemeği kişi başı 39 YTL ki bu fiyata içecekler dahil değil. İki kişi yemekte bir de küçük Tekirdağ içerse 125 YTL hesap ödüyor. Akşam yemeğine 125 YTL ödemeyi göze alan iki kişinin, Mezzaluna‘da gayet güzel pizzalar yiyebileceğini, Tike‘de kebabın dibine vuracağını sanırım söylememe gerek yok. Ama gemide makul ve mantıklı fiyatlara bir şey yemek mümkün olmadığı için ya aç kalacaksınız ya da bu rakamları kabulleneceksiniz. Bir diğer seçenek ise yanınıza sandviç, bisküvi gibi bir şeyler alıp, yolculuğu onunla tamamlamak olabilir ama öyle ya da böyle en azından suya para vereceğinizi unutmayın. Zaten gördüğüm kadarıyla tecrübeli yolcuların tamamı yiyeceklerini yanlarında getirmişti. Evet bu yasak ama sen içeride fahiş fiyatlara satış yaparsan buna engel olamazsın. Oysa fiyatlar makul olsa emimin çok daha fazla satış olur ve toplamda daha çok net gelir elde edilebilir. Hem böylece müşteri memnuniyi de artar ve başta çocuklu aileler olmak üzere insanlar feribot yolculuğuna daha sıcak bakmaya başlarlar.

Sonra gemideki havuz, bir havuzdan çok çocukları eğlendirmek için düşünülmüş bir detay sanki. Yani o kadar küçük ki yüzmek mümkün değil. Ancak serinlemek için kullanılabilir. Zaten açıkça söylemek gerekirse Bodrum’a tatile giderken veya tatilden dönerken kimsenin küvetten bozma bir havuza tenezzül etmeyeceği de bir gerçek.

Ve tabii ki yolculuğun 24 saat sürmesi…Sanırım ilk başlarda bu yolculuk 24 saat değil 16 saat olarak düşünülmüş. Ama yakıt tasarrufu amacıyla sonradan 24 saate çıkarılmış. Bizim yolculuğumuz giderken de gelirken de 24 saatten fazla sürdü. Bu yolculuk sırasında anladım ki benim gibi sabırsız insanlar için 24 saat yolculuk pek keyifli değil. Hele ki yolculuk rötar veya başka bir nedenle uzuyorsa…

Dönüş yolculuğunda feribot neredeyse bomboştu. Öyle ki bazı salonlar kapatılmıştı bile:) Gerçi bizim döndüğümüz seferin ek sefer olduğunu da unutmamak lazım ama yine de insanın aklına “farklı seferler için farklı fiyatlandırma yapılamaz mı?” sorusu geliyor.

Gelecek Yıl???

Tüm bu saydığım negatif yönlere rağmen eğer önümüzdeki yıl da tatil için yedi günden fazla zamanımız olursa yine Bodrum’a feribotla gideriz diye düşünüyorum. Tabii bu sefer giderken de gelirken de erzak ve içecek konusuna daha fazla kafa yorarız;) Hatta en son ben küçükken pikniğe giderken kullandığımız portatif buzdolabını bile yanımıza alabilirim:) Düşünün feribotta harcadığımız para canımı ne kadar yakmış:)