
Blue Jean 20 Yaşında
9 Mart 2007
Her sabah düzenli olarak okuduğum köşe yazarlarından biri de Hürriyet’ten Mehmet Yılmaz. Mehmet Bey, meslek hayatımın iki farklı dönemimde benim patronumdu. İlki sanırım 1993 yılında, Hürriyet Dergi Grubu’ndaydı. O zamanlar pek yakın çalıştığımız veya Mehmet Bey’in benim farkımda olduğu / onun dikkatini çektiğim söylenemez. Daha çok Kurthan Fişek, Muhittin Sirer ve Lütfü Tınç ile konuşurduk. Hatta ne yalan söylemeli Kurthan Hoca’nın bir gün Tempo’daki editörlere cam duvarın ardından beni göstererek övdüğünü öğrendiğimde çok sevinmiştim.
Mehmet Bey ile ikinci çalışmamsa kendisinin Milliyet Gazetesi’ndeki görevinden sonra Doğan Burda’ya CEO olarak atanmasına rastlıyor. Sanırım onun gelişine şirkette en çok sevinen kişilerin başındaydım. Eski genel müdürümüz Neslihan Tokcan’ı ne kadar sevdiğimi kelimelerle anlatmam mümkün değil. Ama Mehmet Yılmaz benim için çok önemli bir figürdü ve onunla bir kez daha, üstelik bu sefer yayın yönetmeni olduğum için daha yakın çalışabilme şansı / fikri beni sevindirmişti. Neyse bir gün yazmak için daha geçerli bir neden olursa DB günlerimi de detaylıca anlatırım. Fakat ne gariptir ki işten çıkartılmam da Mehmet Yılmaz’ın yöneticiliği dönemine rastladı. Her ne kadar kibar ve olması gerektiği gibi bir işten çıkartılma süreci yaşamamış olsam da ben her sabah düzenli olarak Mehmet Bey’in yazılarını okumaya devam ediyorum.
Mehmet Bey bugünkü yazısında bir “Bir teşekkür yazısı” başlığıyla Blue Jean‘in 20. yaş günü nedeniyle düzenlenen konseri yazmış. Ve yazısını derginin eski - yeni tüm çalışanlarına teşekkür ederek bitirmiş. Ben de o nedenle, yani Blue Jean’in 20. yılı nedeniyle bir şeyler yazmak istedim…
Çünkü ben de o derginin eski çalışanlarından biriyim…
Blue Jean benim için de çok önemli bir dergi. İlk sayısında okurlarına hediye ettiği anahtarlığı hala sakladığım bir dergi. Tamam itiraf ediyorum son gördüğümde anahtarlığın ucundaki zincir kopmuştu ve üzerinde üç dilde seni seviyorum yazan gövdesi duruyordu. Ayrıca o anahtarlığı, en son Blue Jean’in 15. yıl özel sayısını elime aldığımda, yani beş yıl önce arayıp bulmuştum. Şu an annemin evindeki odamın neresinde olduğunu bile bilmiyorum ama atmadığıma eminim.
Öte yandan Blue Jean benim müzik bilgimin temellerini atan dergi. Bir dönem bildiğim her şeyi Blue Jean’den öğrendiğimi söyleyebilirim. İngilizce öğrenmeye karar vermemin nedeni de Blue Jean’di. Ayrıca şu an yaptığım işi seçmemin nedeni de yine Blue Jean’di. Beni işe alsın diye o zaman derginin sorumlusu Eralp Baydar’a ne maymunluklar yaptğımı bir ben bilirim, bir de Eralp:)
İşin diğer yanında yani Blue Jean’in benim için önemli olmasının dışında (bence) ben de Blue Jean için önemliyim. 1992 başından 1995 sonuna kadar çalıştığım dönemin (o dönemin şartları düşünüldüğünde) dergi tarihindeki en zor ve en parlak süreç olduğu söylenebilir. Eralp, Süreyya, ben ve sonradan aramıza katılan Seren… Nedense o günlerden kaynağını hatılamadığım bir “mahşerin dört atlısı” benzetmesi kalmış kulağımda
Bu dört kişinin daha iyi bir dergi yapabilmek için nasıl çalıştığını hatırlıyorum. Ne kadar eğlendiğimizi. Henüz bu ülkede MTV filan yokken MTV satndartlarında bir dergi için kendimizi yırttığımızı. Ki o zamanların MTV’si ile şimdi seyrettiğimiz tamamen farklı kanallar… Özel radyoların ilk açıldığı günleri… Yasaklandıklarını… Konserleri… Blue Jean’in MTV ekranlarında göründüğü geceyi…
Derken Eralp, muhtar kaydını Londra’ya aldırdı, Seren “ben mesleğimi yapacağım” diyerek Colgate Palmolive’de işe başladı. Seren’in yerine aramıza sevgili abim, saygı değer kişi Kutlu katıldı. Bense küçük bir kırgınlık sonrası, dönemin şartları gereği dergiden ayrıldım. Süreyya askere gitti. Bildiğim kadarıyla Süreyya’ya askerden sonrası için de iş garantisi veren o zamanki patron Mehmet Yaşin, askerdeyken Süreyya’yı işten çıkardı ve yerine Tolga‘yı geçirdi. Vs… Vs…
Tüm bunlar olup biterken Blue Jean hep aklımda, kalbimde oldu. 15. yıl özel sayısını gördüğümde çok sevindim. Tolga ve Kutlu sağolsunlar 15. yılda kolleksiyoncular için basılan ilk sayı kapaklı dergiden bana da verdiler. Aradan beş yıl geçmiş ama hala arabamın bagajında saklıyorum, her gittiğim yere onu da beraberimde taşıyorum;)
Ama Blue Jean’in 20. doğum gününü kutlamak için yapılan organizasyonun haberini Mehmet Bey’in köşesinde okumak, haberi Mehmet Bey’den almak bana biraz dokundu. Tahmin edeceğiniz gibi dokunma nedeni yukarıda saydıklarım.
Mehmet Bey yazısında ilk kadrodan benim de tanıdığım Betül’ü, Yeşim’i, Hande’yi anmış…
Ben ise Sibel’den başlayarak tanıdığım, tanımadığım tüm kadroyu (en kötü ihtimalle % 90′ını) bir çırpıda sayabilirim. Ve bu isimleri sayarken kısa bir zaman Blue Jean’de çalışan Murat Tunalı’yı da, Zeynep Vanlıoğlu’nu da unutmam. Hem de sadece yazı işleri kadrosunu değil, teknik ekibi ve reklamcıların da büyük bir kısmını listeye eklerim. Ayrıca inanın tüm bu isimler kolayca ulaşılabilir durumdalar. Tanımadıklarımın bile en çok bir günlük bir araştırma sonucu bulunabileceğine eminim.
Ama nedense Mehmet Bey’in yazısında adı geçmeyen bizler ya da kendi adıma konuşmak gerekirse en azından ben, 20. doğum günü kutlamasını Hürriyet’teki köşe yazısından öğrendim.
Kutlu ile en son 5 Mart Pazartesi günü haberleştik ve son bir ay içinde yüz yüze gelip görüştük de…
Demek ki eski çalışanlara teşekkür eden tek kişi Mehmet Bey’miş… Blue Jean’i bugün hazırlayanlar, dergiyi bugüne getirenleri pek umursamıyormuş:(

Eralp’in editor olduğu sizin “mahşerin dört atlısı” döneminiz benim dergiyi okumaya doyamadığım,bir ay boyunca elimden düşüremediğim bir dönemdi.Bence o dönemde blue jean içeriği ve kalitesi ile dünya standartlarında bir dergiydi.Benim bugün sahip olduğum müzikle ve hayatla ilgili birikimimin bir bölümü o dönemden kalma.Hele o Eralpin uzun cümleleri yok muydu…İnanılmazdı.Konser yazılarınız-özellikle sizin ‘93 senesindeki Duran Duran konseri yazınız-çok eğlenceliydi.Editorlüğün Süreyyadan Tolga’ya geçmesi ile dergi hem görsel hem de yazınsal olarak inanılmaz bir düşüş yaşadı,ben de bir süre sonra okumayı bıraktım.Çünkü sizin döneminizin tadını bir daha asla yakalamaları mümkün görünmüyordu.(kutlu özmakinacı faktörüne rağmen)Aslında değişen sadece ekip değil,dünya müzik piyasasıydı.Eskiden gerçek müzisyenler vardı,müziğini satmak için cinselliğini de pazarlamak zorunda olmayan.Günümüzde ise durumlar malum.Her neyse, o mutlu günler için size teşekkür etmeyi çok isterdim,bunu gerçekleştirdiğim için mutluyum.