Archive for Ocak, 2007

h1

Süreyya Ciliv

Çarşamba, Ocak 31st, 2007

Tam “Ben GSM operatörümü değiştireceğim” başlıklı yazıyı yazdığım günlerdi. Turkcell’in Kurumsal İletişim Departmanı’ndan bir davet aldım. Yeni Genel Müdürü Süreyya Ciliv’in bilişim gazetecileriyle yapacağı tanışma kahvaltısına beni de çağırıyorlardı. O nedenle bu davet biraz komik gelmişti. Hatta bir ara evde blog sayfamı takip ediyorlar diye bu davetin esprisini bile yaptım :)

Neyse Süreyya Ciliv benim için önemli bir figür. Çünkü Microsoft Türkiye’nin genel müdürü olarak başladığı Microsoft macerasında tepeye en yakın noktalarda görev almış bir isim. Ve Microsoft’u Turkcell’den gelen teklif üzerine bırakmış biri. Geçmişte hiç tanışmasak da Ciliv ile ilgili duyduğum bir şey beni çok etkilemişti. Microsoft Türkiye Genel Müdürü’yken Süreyya Bey, tüm Türkiye’deki müşterileriyle tek tek ilgilenmeye çalışırmış. Casper, Eskort gibi yerli bilgisayar şirketlerine, yani toptancı pozisyonundaki müşterilerine de küçük bilgisayarcılara da zaman ayırıp onları işleri büyütmeleri için yüreklendirirmiş. Bunu birçok farklı sohbet ortamında duyduğum için doğruluğundan hiç şüphe etmemiştim. Hatta ben de bir önceki işimde buna benzer bir taktik uygulayarak getirilerini çok net görmüştüm.

Kahvaltı 23 Ocak Salı sabahı, Tepebaşı’ndaki Turkcell Genel Müdürlük Binası’nda yapılacaktı. Yani Hırant Dink’in cenazesiyle aynı günde. O nedenle Tepebaşı’na ulaşmam pek kolay olmadı. Yolun büyük bir kısmını yürümek zorunda kaldım :( İçeri girdiğimde de yorgunluktan ve telaştan bitmiş bir haldeydim. Sohbet de çoktan başlamıştı. Uzun kahvaltı masasında Ciliv’i doğrudan göremeyen, kıyıda köşede kalmış bir yere iliştim. Ciliv kendinden çok emin bir şekilde sorulan sorulara cevap veriyordu. Neler söylediğini uzun uzun anlatacak değilim. Ne de olsa birçok yerde Ciliv’in anlattıkları zaten yazıldı.** Konuşmasında bence önemli olan şeyse kendi geçmişini ve başarılarını çok net ifade etmesi, bu kariyeri Turkcell’de de devam ettirmeye niyetli olduğunu kesin bir şekilde dile getirmesiydi. Öte yandan bazı sorular karşısında, “henüz 10 günlük genel müdür olduğu için” sözü yardımcılarına bırakması da hoştu. Ancak son bir aydır Vodafone ve Avea genel müdürlerinin yaptıkları basın toplantılarına katıldığım için bir şey dikkatimi çekti. Ciliv isim vererek rakiplerinin yetersizliklerinden bahsedebiliyordu. Sanırım bu Microsoft’tan kalma kötü bir alışkanlık. Ne de olsa Turkcell, Microsoft kadar büyük ve rakipsiz değil. Eminim kahvaltı sonrası bu konuda şirket içinden de kendisine bazı hatırlatmalar yapılmıştır.

Peki Ciliv’in açıklamaları beni tatmin etti mi? Hayır etmedi. Hala Turkcell’den kurtulacağım günü iple çekiyorum. Ayrıca ayak üstü sorduğum Turkcell’in hisse geri çağrımında muafiyet istemiyle ilgili yaptığı başvurunun kabul edilmemesiyle ilgili soruyu da geçiştirdi. Ki bu bence çok önemli bir sorun. Çünkü bir genel müdür olarak şirketiyle ilgili son bir hafta içinde alınmış bir kararı bilmemeye hakkı olmadığını düşünüyorum. Ama şuna eminim ki geçen hafta Turkcell’in yabancı ortağı TeliaSonera’nın açtığı davayı kazanması sonrasında Süreyya Bey’e bu ve benzeri konularda fazlasıyla bilgi verilecektir  / verilmiştir. TeliaSonera’nın Turkcell’deki ortaklık yapısının değiştirmesiyle ilgili isteği ve küçük yatırımcıyı korumak için BORYAD tarafından açılan iptal davasının kabul edilmesi bence Avea ve Vodafone’dan daha önemli başlıklar. Çünkü her iki olay da Turkcell’in karlılığını Avea ve Vodafone’dan daha çok etkileyebilme potansiyeline sahip.

Neyse eğer Süreyya Ciliv ile yakın gelecekte tekrar karşılaşma fırsatım olursa gözlemlerimi yine buraya yazacağım.

h1

Mimlendim ve Mimledim ;)

Pazartesi, Ocak 29th, 2007

Mimlendim ve mimledim ;)
Geçenlerde Hakan’dan bir mesaj aldım. “Seni mimledim abi” diyordu. Böylece yeni bir şey daha öğrendim.
Blog sayfama yeterince zaman ayıramadığımı biliyorum. Nedense bir türlü bu işi rutine oturtamadım. O nedenle zaman zaman kendimi kötü hissettiğim bile oluyor.
Neyse mimleme işinin temelinde açılıp – saçılmak yatıyor anladığım kadarıyla. Yani durduk yerde neden bu blog olayına girdim, kimim, ne yazıyorum gibi “kişisel” bilgileri açık ettikten sonra topu “en yakın arkadaşlarınıza” atıyorsunuz. Şimdi sıra bende :)
Nasıl bir blog yazarıyım?
·         Her şeyden önce 72 doğumluyum, doğum yerim İstanbul ve hızla kilo alıyorum :( Bu arada “hemşerim memleket nere”cilere özel not: Rahmetli babam da İstanbul doğumluydu. Onun babası ise Selanik. Ben dedemi görmedim, baba tarafından hemen hemen hiçbir akrabamı tanımam. Yani memleket ve soy muhabbeti yapabilecek kadar donanımlı değilim.
·         Sultanahmet’te doğup, büyüdüm. O nedenle yurt dışı seyahatleri sırasında gördüğüm 150 – 200 yıllık saraylar bana bir şey ifade etmez. Çünkü çocukken top oynadığım yerlerin bile tarihi daha eskiye dayanır. Şu an Ümraniye sınırları içinde oturuyor, Güneşli civarında çalışıyor İstanbul trafiğine meydan okuyorum :)
·         Mesleğim sorulduğunda “yayıncı” olduğumu söylüyorum ve genellikle sorulmamasını tercih ediyorum. Çünkü açıklamak çok zor geliyor.
·         Müzik dinlemeyi severim. Zaten müzik nedeniyle bu mesleği yaptığımı düşünürüm hep. Modern İngiliz müziği aklımı başımdan alır.
·         Doğuş’un “aslan” babasıyım.
·         Yıllar sonra saçlarımı tekrar uzattığım için mutluyum. Yanlış hatırlamıyorsam 1995’te kestirmiştim saçlarımı ve 2001’e kadar kısa saçlıydım.
·         Çok arkadaşım yoktur ama olanlar çok değerlidir.
·         Zannedilenin aksine çok zengin değilim, zengin bile değilim ;) Ay başını bekleyen standart bir bordro mahkumuyum.
·         Üzerime aldığım her işi iyi yapmaya çalışırım. O nedenle üzerime az iş alırım :) Bence biraz tembelim;)
Neden yazıyorum?
·         Bloging olayını ilk duyduğum andan beri bu işin önemi kavradığım için blog yazıyorum. Ama bence iyi bir blogger değilim. Bu işe daha çok zaman ayırmam lazım fakat ayıramıyorum… Bu arada ne zaman blog sayfalarıyla ilgili konuşsam, düşünsem Deyvi’nin (Deyvi Levitas) kulaklarını çınlatırım.
·         Blog olayının insanı çok özgür bıraktığını düşündüğüm için yazıyorum. O kadar özgürsünüz ki saçmalamakla mantıklı olmak arasında gidip – gelmek sadece sizin elinizde. Ve bu duyguyu seviyorum.
·         Topluluk duygusuna saygı duyuyorum. İnsanların birbirlerini hiç görmeseler bile birbirlerinin yaptıklarına – yazdıklarına saygı duyması hoşuma gidiyor. Mesela Hakan Demiray ve Gökberk Can ile bir şekilde blog sayesinde tanıştım. Bu iki genç insanın aklı başındalığına imreniyorum. Ben onların yaşındayken onlar gibi değildim gibi geliyor. Keza Selim Şumlu ile de web üzerinde / web aracılığıyla tanıştım. Küçük bir çocuktu ama sorumluluk sahibiydi, büyüdü hala öyle… Söylemek istediğim web üzerinde yaratılan her türlü topluluğun daha demokrat bir dünyanın temellerini attığını düşündüğüm ve bunun için yazdığım.
Ne yazıyorum?
·         Beni ilgilendiren her şeyi yazıyorum.
·         Yazarken bu sayfayı takip edenlerin ilgisini çekip çekmeyeceğini düşünmeden yazıyorum.
·         Beğendiklerimi ve beğenmediklerimi yazmaya çalışıyorum.
·         Kimseye laf yetiştirme derdim olmadığı için yazdıklarıma gelen bazı yorumları yayınlamıyorum. Küfredenlere ben de küfrediyorum.
 

***

Ve şimdi intikam zamanı. Yani ben mimliyorum :)
Ferhat Bingöl
Selim Şumlu
Gökberk Can
Bora Akar

h1

Böyle Şeyler de Oluyor

Cumartesi, Ocak 27th, 2007

Eğer bir gazeteci tanıdığınız varsa bu sektörde işten çıkarmaların, işsiz kalmaların, iş bulmaların ne kadar hızlı olduğunu biliyorsunuzdur. Hatta eminim ki sabah işe gelip binaya giremeyen veya masasında oturmuş çalışırken güvenlik eşliğinde binayı terk etmek zorunda kalan insanları da duymuşsunuzdur. Ne yazık ki bunların hepsi doğrudur. Türkiye’de iş güvencesi olmayan mesleklerin başında gazeteciler gelir. Bunu hayatında iki kere bankalarda da çalışmış bir insan olarak biliyorum ki bankalar, tüm meslek gurupları arasında en çok gazetecilere verdikleri kredilerin geri ödenmeme ihtimali olduğunu düşünürler. 

Aslında haksız da değillerdir. Çünkü bir şekilde gündemi yansıtan ve demokratik toplum için çok önemli bir görevi yerine getirilen gazetecilerin geleceği patronun iki dudağı arasındadır. Mesela ben 1992 yılından beri usulüne uygun bir tane bile işten çıkarma görmedim. “Baskın, basanındır” mantığıyla yapılan gayet saygısız işlemlerdir çoğu. Onur kırıcıdır her şeyden önce. O nedenle ben yönetici olduğum süre içinde buna çok dikkat ettim. Gerçi sadece bir kişi işten çıkardım ama olsun :) Onu defalarca farklı şekillerde uyardıktan ve hiçbir sonuç alamadıktan sonra kendisiyle çalışmak istemediğimi, sürecin bundan sonrasını İK ile görüşmesi gerektiğini söyledim. 

Neyse… Gelelim bu yazının ana konusuna. Bir süredir Star gazetesinde çalışıyorum. Dün sabah işe geldik ve gazetenin yayın yönetmeni Alev Er’in işten çıkarıldığını öğrendik. Ben Alev Abi’yi severim. Meslek hayatımın epey önemli bir döneminde onun yanında çalıştım. Star’dan önce 1997-2000 arasında Aktüel’de de patronumdu. Ondan mesleki anlamda çok şey öğrendiğime inanıyorum. Onun mesleki anlamda bana da çok fırsat verdiğini biliyorum. Ve bu fırsatların bazılarını değerlendirdiğimi düşünüyorum. Her ne kadar Alev Abi için özel olan ve hep çalışmak istediği / isteyeceği isimler arasında benimkinin bulunmadığını tahmin etsem de onun da beni sevdiğini, sevmese bile en azından güvendiğini düşünürüm. 

 

Öte yandan Alev Abi ile konuşmaktan hep keyif aldım. Tabii fırça atmadığı zamanlarda daha çok keyif aldım;) Mesela 2000 yılında Aktüel’den ayrıldıktan sonra sekreteri Sema’nın “Alev Bey seninle görüşmek istiyor” demesi ardından telefonda duyduğum ve genellikle “Anacım”la başlayan konuşmalarımız… Veya beni Nişantaşı Bostan Sokak’taki Aktüel ofisine çağırıp verdiği görevler… Sanırım Alev Abi’nin önemli yanı bizi çalıştırırken bize bir şeyler öğretmesiydi. Star’da birlikte çalıştığımız veya çalışma ortamının Aktüel’deki kadar yakın olduğunu söyleyemem ama onunla aynı yerde olmak bile bence keyifliydi. Umarım Alev Abi’yi en kısa zamanda yine etkin bir yayını yönetirken görürüz. Ve belki yine birlikte çalışırız. Neden olmasın?

h1

Yine Garanti, Yine Bonus Card

Perşembe, Ocak 18th, 2007

Belki hatırlayanlar olacaktır. Epey bir süre önce Garanti Bankası’nı Reklam Özdenetim Kurulu‘na şikayet etmiştim. Konuyu merak edenler buradan detaylarını öğrenebilirler.  

Yeni yılın ilk günlerinde yine Garanti Bankası’nı şikayet ettim. Konu yine bir kampanya ve insanların eksik bilgilendirilmesi. Eksik bilgilendirme sonunda da insanların zarar görmesi.

Bu sefer olay şöyle gelişti; Garanti Bankası 2006′nın son günlerinde 100 YTL ve üzeri harcama yapan Bonus kullnıcılarına 125 YTL’ye kadar ekstra Bonus vereceğini duyurdu. Ben de yılbaşı alışverişlerimi Bonus ile yaptım. Amacım 125 YTL Bonus kazanmaktı. Şartları yerine getirdim. Hatta sanırım 5 tane 100 YTL ve üzeri alışveriş yapılması gerekirken ben 6 tane yaptım. Ayrıca 2006′nın son 10 gününde 4 – 5 tane de 80 – 100 YTL arasında harcama yaptım. Yani söylemek istediğim ekstra 125 YTL Bonus kazanabilmek için iyi para bozdum.

Fakat bir de baktım ki benim kartıma ekstra Bonus’lar yüklenmiyor. Garanti’nin o hiç sevmediğim call center’ını aradım. Öğrendim ki ben bu Ekstra Deniz Kızı Bonusu kampanyasından yararlanamıyormuşum. Çünkü söz konusu alışverişlerin Bonus anlaşmalı kurumlardan yapılması gerekiyormuş. İşin en güzel yanıysa televizyonda hızla geçen altyazılarda bu durumdan Garanti müşterileri haberdar ediliyormuş.

Ben de Garanti’nin Haklı Müşteri Hattı‘na bir mail atarak beni kandırdıklarını, gerekli tüm makamlara bu durumu bildireceğimi ve Garanti ile bundan sonra çalışmayacağımı yazdım. Tabii ki hiçbir cevap gelmedi. Yoksa bu Garanti Bankası sizi arayıp “bilgilendirme” adı altında fırçalamayı çok sever…

Neyse Sanayi Bakanlığı’na Garanti Bankasını şikayet ettim ben de…

Dün Tüketici ve Rekabet Uzm.Yrd. Serap Toprak imzasıyla şu mail’i aldım.

T.C.

SANAYİ  VE  TİCARET  BAKANLIĞI

Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Genel Müdürlüğü

Sn. Cenk Ersin AKMAN

İlgi: 04.01.2007 tarihli başvurunuz.

Garanti Bankası tarafından düzenlenen ve 15-31 Aralık 2006 tarihleri arasında geçerli olacağı ilan edilen Bonus Kart ile üç kez 100 YTL ve üzeri alışveriş yapanlara 25 YTL, 5 kez 100 YTL ve üzeri alışveriş yapanlara 125 YTL değerinde bonus verileceğine dair kampanya reklamlarına ilişkin ilgide kayıtlı başvurunuz Reklam Kurulu Başkanlığı’nca değerlendirilmekte olup, tarafınıza ayrıca bilgi verilecektir.

Bilgilerinizi rica ederim.  

***

Bakalım bu sefer sonuç ne olacak? Geçen seferki gibi Garanti haksız mı bulunacak yoksa ben mi boşuna uğraşmış olacağım. Ama şuna eminim ki 2007 sonunda Garanti müşterisi olmayacağım. Bu bankayla tüm bağlarımı keseceğim. Yani kısmetse 2008′e Turkcell’den de Garanti’den de kurtulmuş olarak gireceğim ;)

Ve eğer Sanayi Bakanlığı’ndan gelecekte incelemenin sonucuyla ilgili bir bilgi alırsam yine bu sayfalardan şikayetimin sonucunu duyuracağım.

h1

Ben GSM Operatörümü Değiştireceğim

Pazartesi, Ocak 15th, 2007

Bence Türkiye’de doğru dürüst çalışmayan şirketlerin başında Turkcell geliyor. Bu karara varmamın en büyük nedeni müşteri hizmetlerini ne zaman arasam dakikalarca telefonda bekletilmem ve sonuç olarak da şirket kurallarının bana yardımcı olmak için düzenlenmediğini öğrenmem. Öte yandan Turkcell’in de tıpkı Garanti bankası gibi reklamla piyasayı şişirdiğini düşünüyorum. Yani bizden topladığı paraları ota boka reklam yapmak için harcıyor. Bence pazar liderliğini reklam kampanyalarının sürekliliğine ve yoğun frekanslarına borçlu. Turkcell’in düzenlediği hiçbir kampanya abonelerine daha ucuzu daha moderni sunmak için değil gibi…

Peki Turkcell reklam yapmasın mı?

Tabii ki yapsın. Ama başarı stratejisini rakiplerini reklamla ezmek üzerine değil, müşterilerini mutlu etmek üzerine kursun.

Yani hizmetleriyle ve servisleriyle beni mutlu edemedikten sonra o reklamların hiçbir değeri yok…

Bu nedenle de numara taşınabilirliği gerçekeleştiği anda müşterisi olmaktan hiç keyif almadığım Turkcell’i bırakacağım. Yeni GSM operatörümse Vodafone olacak.

Tüm bunları neden yazdım?

Geçen hafta numara taşınılabilirliğinin önü açıldığından beri gazetelerde bazı haberler okuyorum. Genel olarak numara taşınabilirliğinin çok az sayıdaki abone tarafından tercih edildiği anlatılıyor ve bu beni hiç ilgilendirmiyor. Türkiye’de numara taşınabilirliğinden yararlanacak tek kişi ben bile olsam umrumda değil. Çünkü Turkcell’e para kazandırmak istemiyorum. Benim için iş bu kadar basit.

Ayrıca bugünün Akşam gazatesini de tüm Akşam tarihinin yüzkarası olarak değerlendiriyorum. Nedeni ise tabii ki numara taşınabilirliğine bakış açısı…