Archive for Kasım, 2006

h1

Yeni İş

Pazartesi, Kasım 27th, 2006

Bir süredir Star gazetesinde çalışıyorum.

PCnet’ten ayrıldıktan sonra birçok iş görüşmesi yaptığımı zeten benimle kontağı kesmeyen arkadaşlar biliyorlar. Herkesin kolayca tahmin edebileceği gibi bu görüşmelerin bazıları yeni bir bilgisayar dergisi içindi… Ama o veya bu nedenle olmadı. Zaten mevcut bilgisayar dergileri arasında (PCnet’in yayıncısı DB hariç) çalışabileceğim sadece iki kurum vardı. Diğerlerinden birinde çalışmak bana çok fazla bir şey kazandırmayacaktı. O iki şirketin de şu an bana ihtiyacı yokmuş anladığım kadarıyla;)

Neyse lafı fazla uzatmamak en iyisi; sonunda Star’da çalışmaya başladım. Gazetenin ekonomi servisine bağlı olarak çalışıyorum. Benim için çok farklı bir ortam, çok farklı bir deneyim. Çünkü hayatımda ilk kez bir gazetede çalışıyorum. Dergiyle gazete arasındaki farkı da böylece öğrenmiş oluyorum. Neler getireceğini göreceğiz;)

h1

Robert “OYUNCU” Altman

Çarşamba, Kasım 22nd, 2006

Yılı çok net hatırlıyorum; 1992′ydi. Ve hızla kara kışa doğru dümen çeviren İstanbul’u yazdan kalma bir güneş ısıtıyordu.

Sanırım ay sonu veya ay başıydı ki dergide (Blue Jean‘de) yapacak pek bir iş yoktu. Masa komşum Serenity (Seren Alpsan) o gün işi kırmamız gerektiğini düşünüyordu. Hemfikirdik ama ne yapacağımızı netleyemiyorduk bir türlü.

Ben Galata Köprüsü yandıktan sonra dönemin gençleri tarafından yeni yeni keşfedilen Taksim’e gidip Sıraselviler’deki Kemancı’da veya Ayhan Işık Sokak’taki Gitar’da bira kürü yapmaktan yanaydım. Seren ise film seyretmek istiyordu.

Önümüz kıştı, film seyretmek için yeterince zamanımız olacaktı. O nedenle bu güneşli günde % 5 oranında alkolle birleşen rock müziğin bedene kuvvet vereceğini, zihni açacağını boşuna anlattım.

Sonunda Hürriyet Güneşli’den Harbiye As’a doğru yola çıktık ve Robert Altman’ın Türkçe’ye ”Oyuncu” olarak çevrilen “The Player”ını seyrettik.

Film çok güzeldi… Aklımı başımdan almıştı…

Yıllar sonra bile yeni çıkaracağımız bir oyun dergisine, Oyuncu ismini koymaya karar verdiğimde aklımda “gamer” değil “The Player” vardı.

***

Tüm bunlar nereden mi çıktı?

Robert Altman da ölmüş… 20 Şubat 1925′et Kansas’ta doğan usta yönetmen 20 Kasım 2006′da LA’de son nefesini vermiş…

h1

Benim Radyolarım

Pazartesi, Kasım 20th, 2006

Bilmeyenler için peşinen söylemem lazım müzik benim için çok önemli.

O kadar önemli ki şu anda eğer gazetecilik / yayıncılık yapıyorsam bunu müzik sevgime borçluyum.

Nasıl oluyor?

Anlatayım; ben müzik dinlemeyi çok seviyorum ve bu konuda epey bilgiliyim diye 1992 yılında Blue Jean dergisinde çalışmaya başladım.

Daha doğrusu beni işe alması için derginin o zamanki sorumlusu Eralp Baydar’ın ağzından girip burnundan çıktım. Sonunda “çok gelecek vadetmesem de” Eralp beni işe aldı.

Ben o zamanlar bir yandan okuyor diğer taraftan da Pamukbank’ta stajyer olarak çalışıyordum. Neyse sonunda gazatecilik / yayıncılık bankacılığa galip geldi ve sanırım bu beni çok mutlu ederken rahmetli babamı epey üzdü.

Türkiye’deki özel radyolaral benim Blue Jean’de çalışmaya başlamam aynı döneme denk geliyor bu nedenle çoğu radyoyu ilk çıktığı günden beri takip ediyorum.

Hayatını radyolardan kazanan birçok arkadaşım oldu, şu anda da var;)

Bence iyi bir dinleyiciyim, çalıştığım her ofiste etraftakilere de ister istemez radyo dinletmişliğim var:)

Favori radyolarımsa Radyo Eksen ve bir zamanlar Radyo Matrix diye bilinirken Rock FM olan, şimdilerdeyse K-Rock olarak adlandırılan kanallar. 

Peki bu yazının nedeni ne?

Son zamanlarda dinlediklerimden keyif alamamam…

Neden radyo dinleriz?

Şahsen ben sahip olduğum tüm kaset, CD ve MP3′leri yanımda taşıyamadığım için birinin, benim sevdiğim müzikleri benim için çalması amacıyla radyo dinliyorum. Yoksa işin DJ geyiği kısmı beni pek ilgilendirmiyor. Benim sevmediğim şeyleri çalan radyolarsa hiç umurumda değil.

Bu nedenle de tıka basa dolu olan FM frekansında benim sevdiğim tarzda yayın yapan radyo sayısı hiçbir zaman çok fazla olmuyor. Mesela son 3 - 4 yıldır ne yazık ki sadece Radyo Eksen ve Rock FM var.

Ve ben artık bu kanalları dinlerken eskisi kadar çok keyif alamıyorum.

Esenyurt’ta çalışırken her gün arabayla 37 km gidip 37 km geliyordum. Ve Eksen açıkken Rock’ta, Rock açıkken Eksen’de kaçırdığım şarkılar için üzüldüğüm günler oluyordu.

Veya gişelerde trafik sıkıştığı zaman arabanın içindeki müzik yüzünden yolculuğun uzamasını dert etmediğim günler vardı.

Daha iyi radyo dinleyebilmek için külüstür arabama Sony CD çalar taktırmam da o günlere rastlıyor.

Sabahları arabaya biner radyoyu açardım, ofise ulaşınca da yerime oturur ve hemen bu iki radyodan birini web üzerinden dinlemeye başlardım.

Önce Rock’ın web yayını bozuldu, sonra da Eksen’in… Ve bildiğim kadarıyla şu an Eksen’in web sitesinde her en kadar canlı yayın varmış gibi görünse de ben son bir yıldır filan bu yayını dinleyebilmiş değilim. Hatta Eksen’e konuyla ilgili attığım mail’lere de cevap verilmedi…

Sonra ben ofise 37 km’den daha uzak bir yere taşındım; bu sefer tek yön 47 kilometreydi. Yani radyoya daha çok ihtiyacım vardı. Ama daha Matrix’ken sevdiğim Rock FM’e bir haller oluyordu. Günün başka saatlerinde diğer grup radyolarında “haydi bütün eller havaya” çalan çocuklar mesailerinin bir kısmını da bu radyoda tamamlamaya başlamışlardı.

Eksen de gün içi saatlerde gittikçe sertleşiyordu. Dinleyen için değil kendileri için müzik yapmaya başlamışlardı. Hele dostum Çağlan’ın geceleri yaptığı bazı programlar vardı ki daha başlar başlamaz kapatmak zorunda kalıyordum radyoyu. Ama en azından drive time’da Eksen keçiboynuzu kadat tatminkardı:)

Yine üzerinden aylar geçti… Kasım ayının başından beri, hatta belirli aralıklarla Ekim’İn başından beri yine radyo dinlemeye çalışıyorum.

Artık standart bir dinleyiciyim, yani sabahları ve akşamları drive time’da kendimi FM bandına atıyorum.

Ama en yazık ki Eksen de Rock da çok kötü çalıyor… Hem de hiç olmadıkları kadar kötü…

Ve ben ne yapacağımı bilmiyorum.

Zaten “bir zamanlar benim de radyolarım vardı” demekten başka bir şey de yapamıyorum:(