h1

Ne Hale Ve Kimlere Kaldık? Bölüm2

2 Mart 2006

Öncelikle şunu söylemeliyim; bu yazının geç gelmesinin nedeni TÜBİDER’in benim kendi blog sayfamda yazacağım duyurusunu geç yapmasıdır…
1 de görüyorum ki ilk yazıya ilgili / ilgisiz birçok yorum gelmiş.
Bazı arkadaşlar ladı o kadar uzatmışlar ki söylemek istedikleri şey kaybolmuş arada.
Ben prensip gereği blog sayfama yazılan yorumlara cevap vermiyorum. Bunun tek istisnası tanıdığım insanların / dostlarımız yazdığı yorumlar… Onlar dışındaki yorumlar cevapsız kalıyor.
O nedenle yazdıklarına cevap bekleyen ama alamayanlar arkadaşlar varsa bunu e-mail ile yapabiliriz.
Bana mail atarlarsa oradan devam edebiliriz.
Şimdi gelelim yazının ikinci bölümüne…

Bu konuşmayı ne zaman yaptığımı hatırlamıyorum.
Tek hatırladığım telefonu kapattıkten sonra Mehmet’in “acayip alttan aldın” benzeri bir şeyler söylediğiydi.
Neyse, bu telefondan birkaç gün sonra sektörden bir arkadaşım TÜBİDER mail listesinde bemimle ve PCnet’le ilgili mesajların dolaştığını söyledi. İlk önce pek umursamadım.
Çünkü yaklaşık 4 yılı aşkın PCnet maceramda TÜBİDER ile hiçbir ilişkim olmadı. Belki benim cahilliğim ama TÜBİDER’in ne iş yaptığını da bilmem zaten. Benim için TÜBİDER, aynen LKD gibi adı olan ama varlığından asla haberdar olamadığımız bir “izci klubü” :)
Fakat sonra TÜBİDER mesaj gruplarının web üzerinden de takip edilebildiğini gördüm.
SFF’den Erhan Bey, gruba bir mesaj yazmış. Hemen ardından da birçok bozacı ve şıracı bir araya gelerek PCnet’i taşlamaya başlamışlar. Bu mesaj sahiplerinin hiçbirini tanımam, ne iş yaptıklarını bilmem. O nedenle onlara söylenecek sözüm yok. Zaten yanlış yönlendirildikleri için onlara kızmak da mümkün değil. Sadece olayı düşünmeden, tartmadan, “böyle bir şey olabilir mi”nin üzerine fikir yürütmeden cevap yazdıkları için onlar adına üzülmek gerekiyor…
Ama işin güzeli bazı insanlar da aynen benim telefonda Erhan Bey’e anlatmaya çalıştığım şeyi gruba mesajlar yazarak dile getirmeye çalışmışlar.
**
Erhan Bey’in yazdıklarını okuyunca kızdım tabii. Her şeyden önce gerçeği yansıtmıyorlardı. Ben de derneğe şu açıklamayı gönderdim…
Tabii ki bu yazdıklarımın cevapsız kalacağını düşünmüyordum.
Ama işin bu kısmına geçmeden önce aklımdan geçenleri sizlerle paylaşmak isterim.
Kendime en çok “Neden Erhan Bey böyle bir şey yapmış olabilir?” sorusunu sordum.
Sonuçta SFF, Intel’in dağıtım kanalı bile değildi. Bir müşterinin yorumuyla böye bir şey yapabilir miydi? Tabii ki ama bu onu sonuca götürmezdi. Sonuca gidebilmek için müşterisini, CPU’yu kendisinden alırsa neler kazanacağına ikna etmeliydi bence…
Peki benimle özel bir sorunu olabilir miydi? Hiç sanmıyorum, tanışmayız bile…
O zaman???
Aklıma tek gelen çözüm şuydu; bu ülkede Sony, Panasonic, Intel ve AMD ürünlerinin kaçak satılması alıştığımız bir durum. Ve bu konuyu çözmesi gerekenler, bu şirketlerin Türkiye’deki ofisleri / temsilcileri…
Ama gördüğüm kadarıyla çözemiyorlar. Çünkü global anlamda baktığınızda söz konusu ürünler bir şekilde bu şirketler tarafından satılıyor. Yani diyelim ki Amerika’dan getirilip Türkiye’de satılan bir Sony laptop’tan, Sony Türkiye ve onun dağıtım kanalı para kazanamıyor ama global olarak Sony bu işten para kazanıyor…
Diğer markaların ürünlerinde de durum böyle. Eğer o CPU kaçaksa (yani Intel Türkiye veya resmi dağıtım kanalı aracılığıyla bu ülkeye sokulmamış olsa da), Intel tarafından dünyanın bir yerlerinde satılmış, yani Intel’in bilançosuna “satış” olarak yansımış durumda.
Bu şartlar altında da benim gördüğüm kadarıyla bu şirketlerin Türkiye bağlantıları, bu tarz şeylerle pek mücadele edemiyorlar.
Demek ki Erhan Bey, Intel’ e iletmesi gereken şeyi PCnet üzerinden gündeme getirmeyi doğru buldu.
Ne de olsa Intel’in karşısına dikilip böyle bir şey söylemek pek mümkün değil.
O zaman maazallah “Linux’a destek veriyoruz” derken, gazetelere “IBM, Windows kullanılmasını önerir” gibi ilanlar veren IBM durumuna düşebilir insan. Büyük paralarla oynayan iş ortakları insanı vezir de eder, rezil de yani.
Şimdi Erhan Bey açısından duruma bakarsak; Intel ile arasını durduk yerde bozacağına bu sıkıntısı için PCnet’i araya koyup gündem yaratmak daha kolay olabilir. PCnet’in Erhan Bey’e ne zararı dokunabilir ki? Aslında PCnet’in kime şimdiye kadar bir zararı dokunmuştur ki? Bizim dergi olarak amacımız okurlarımıza en iyi içeriği verirken, işini doğru düzgün yapan şirketlerle birlikte sektörü büyütmekten öte değil. Yani daha çok insanın bilgisayar kullanmasını sağlamaktan öte değil… Ama bu sorunu doğrudan Intel ile paylaşırsa hele hele bana telefonda takındığı küçümser, mesajlarındaki çokbilir tavrını Intel’e karşı kullnırsa çalıştığı şirketin başına gelecekler IBM’den fena olurdu:) koca Intel’in ısırığı da büyük oludu değil mi?
Ama Erhan Bey bilerek ya da bilmeyerek ısırılmayı hak etti.
Bu konuyla ilgili yazacaklarım devam edecek…
Daha Erhan Bey’e ve TÜBİDER’e söylenecek birkaç sözüm var…

Leave a Comment

*
Resimdeki kelimeyi girin.
Anti-Spam Image