Archive for Mart, 2006

h1

Lem de Öldü…

Salı, Mart 28th, 2006

Bu sabah öğrendim; Stanislaw Lem ölmüş.
İtiraf etmeliyim ki Guin’i de Dick’i de pek anlayamamış biri olarak Lem’in yazdıklarını hep sevmişimdir.
Hatta hayatımın bir döneminde üst üste Lem okuyarak tükettiğim günler var. Gidecek iş, konuşacak arkadaş olmayınca Lem’in kurgusal ama bir o kadar da “gerçek” dünyasında mesai harcamıştım.
Ölüm haberini alınca en son ne zaman Lem okuduğumu düşündüm. Ya da en son ne zaman Lem kitabı satın almayı…
2sine de cevap veremedim. 1az utandım. Bu PCnet beni öldürüyor hocam:(
Umarım Lem şimdi kendi “Solaris’inde mutludur…

h1

Ne Hale Ve Kimlere Kaldık? Son Bölüm

Pazartesi, Mart 13th, 2006

Erhan Bey’in son mesajının altında TÜBİDER e-grup yayın yönetmeni imzasıyla şöyle bir not vardı;
“TÜBİDER’ in notu:
PCNet editörünün cevap hakkını içeren iletisini -ithamlarına rağmen- yayınladık. Bu cevap hakkına gösterdiğimiz bir saygının gereği olmasına rağmen, mailin içerdiği şahsi ‘nitelemelerin’ e-grupta sürmekte olan tartışmanın düzeyini düşürmekte olduğunu da gözlemlemekteyiz . Bundan böyle PCNet editörünün iletisi gibi kişisel nitelemeler taşıyan ve e-grup yayın ilkelerini zorlayan mailleri yayınlama konusunda daha titiz davranacağımızın bilinmesini isteriz.
Saygılarımızla..”
Bu not beni çok üzdü.
Zaten yazışmalara blog sayfamdan devam edeceğimi TÜBİDER’e bildirdiğim mesaja aşağıdaki notu düşerek, kendilerine de durumu anlattım.
“Bu not çok çirkin. Siz saygın olma amacındaki bir dernek olarak e-grubunuzu yalancılara açıyorsunuz, isteyenin istediği gibi asılsız şeyler yazmasına izin veriyorsunuz ama bu yalanları söyleyene, “yalancı” denmesini uygun bulmuyorsunuz öyle mi? Tebrikler ve size hayatta başarılar…”
Ardından buraya yazdığım ilk yazıdan sonra dernekten şu mail’i aldım;
“Sevgili Ersin bey,

TÜBİDER e-grupta başlayan tartışmaya yanıtlarınızın takip ediyoruz. TÜBİDER hakkında da bir kaç şey söylemişsiniz. Ancak dernek hakkında bu kadar kestirme değerlendirmeler yapmak yerine biraz araştırdıktan sonra bir şeyler deme yolunu seçseydiniz medyanın her zamanki ‘körlüğü’ne düşmemiş olurdunuz. Medya körlüğü malum, medya bilmiyorsa o olguyu yok saymak şeklinde tezahür eder ve ne yazık ki çoğu zaman bir gerçekliğe tekabül etmez. TÜBİDER’in sizin tarafınızdan bilinmiyor olması, sizin kolayından bir değerlendirme yapmaya kalkışmanızı haklı çıkarmadığı gibi doğruda çıkarmaz.
TÜBİDER ve TÜBİDER’in sektördeki faaliyetleri konusunda daha ayrıntılı konuşmak ve sizinle e-grupta yansıyan mesajlar üzerinden değilde sektörümüzle ilgili daha ciddi gelişmeler üzerinden görüşmüş bulunsaydık çok daha iyi olurdu. Bu nedenle TÜBİDER hakkında sözlerinizi çoğaltmadan ve ilerletmeden, hakkımızda daha ayrıntılı ve derinlikli bilgi edinmenizi öneririz. Malum ilk izlenim ve bölük pörçük bilgi insanı her zaman yanıltabilir..
Lütfen bunu kişisel bir anımsatma olarak almanızı isterim. Niyetim ve isteğim sizinle açık polemiğe girmek değil. Belki de daha derinlikli bir söyleşide bilişime ve sektöre dair bir çok konuda anlayış birliği içinde olduğumuzu görmek mümkün olacaktır.

Sevgiyle kalın
Nuri Ödemiş”
Nuri Bey’e verdiğim cevapsa şuydu;
“Nuri bey Selamlar,
Ne yazık ki siz ve e-grubunuzdaki arkadaşlar çözme hedefiyle yola çıkıp, çözemediğiniz sorunları medyanın kucağına atmayı alışkanlık haline getirmişsiniz.
Evet TÜBİDER’in ne iş yaptığını bilmiyorum. Ama bunun kimin hatası olduğunu tartışırım…
Ayrıca TÜBİDER’in kendi organlarını yalancılara, iftiracılara açtığını ama doğru söyleyenleri uzaklaştırdığını görünce tanıma isteği de kalmadı içimde.
Bu nedenle bence görüşmemize gerek yok. Bugüne kadar görüşmediğimize / tanışmadığımıza göre, bundan sonra da aynı şekilde devam edebiliriz.
Size tüm işlerinizde kolaylıklar dilerim…
ea”

**

TÜBİDER’in nasıl çalıştığını görünce inanın üzüldüm.
Nuri Bey’in yazdıklarında alttan alta ne mesajlar vermeye çalıştığını görebilen herkes böyle bir meslek örgütü adına üzülür zaten.
Umarım yıllardır yolum dernekle hiç kesişmediği gibi bundan sonra da kesişmez…
**

Şimdi gelelim Erhan Bey cephesine… Eminim onların şu “başka bir ülkeden alıp, Türkiye’de satma” konusunda çok ‘makul ve mantıklı’ açıklamaları vardır. Ve eminim kendisi TÜBİDER mail grubunda yaptığı tarzda bir çıkışı başka yerlerde de yapmak için pusuya yatmış bekliyordur. Ama durum apaçık ortada. Görünen köy ve kılavuz meselesi.
Şimdi bu tartışma sonunda eğer Erhan Bey, SFF’nin yöneticilerinden biriyse biz PCnet olarak bundan sonra muhtemelen her yıl gelen 3 – 5 SFF reklamını alamayacağız. Ama okurlarımıza piyasa şartlarında oluşan en ucuz fiyatı vermeye devam edeceğiz.
Benim söyleyecek başka lafım yok, herkese kolay gele…

h1

Ne Hale Ve Kimlere Kaldık? Bölüm3

Salı, Mart 7th, 2006

Erhan Bey’in yazdıklarıma cevabı gecikmedi tabii.
Ama o mesajı okuduğumda esas beni üzen şey TÜBİDER’in, mesajın altına düştüğü not oldu.
Nedenlerini bir sonraki mesajımda açıklayacağım.
**
Bu konuyu dergideki arkadaşlarla konuşurken biri bana geçmişte SFF ile yaşanan bir sorunu hatırlattı.
Erhan Bey’in ne kadar uzun bir zamandır SFF’de çalıştığını bilmediğim için ben de size olayı en başından itibaren anlatacağım.
Epey uzunca bir süre önce bir halkla ilişkiler şirketi (sanırım adı Borderline Halkla İlişkiler’di) SFF’nin Shuttle Türkiye dağıtım kanalı olduğunu duyurmuştu. Biz de bu duyuruyu alıp PCnet’in Haber sayfalarında yayınlamıştık. Hatta yanlış hatırlamıyorsam (ama emin değilim) SFF’den gelen bir Shuttle ürününe de Ürün İnceleme sayfalarında yer vermiştik.
Sonrasında Shuttle’ın Türkiye resmi dağıtımcısı olan şirket, haklı olarak kıyametler koparmıştı.
Ama bu arada SFF’nin halkla ilişkiler şirketi de SFF’nin artık Shuttle ürünlerini Türkiye’de dağıtmaya tam yetkili kanal olduğunu iddia ediyordu.
En sonunda Shuttle merkez PCnet’e “Türkiye’deki tek resmi dağıtımcımız Hızlı Sistem’dir, SFF değildir” diye bir yazı gönderdi.
**
Şimdi gelelim günümüze… Bu hatırladıklarımın doğru olup olmadığını teyid etmek için Hızlı Sistem ve Shuttle tarafıyla bir kez daha konuştum. Hatta Hızlı Sistem’de o zamanlar çalışan insanlara ulaşıp hafızamın beni yanıltıp yanıltmadığını sordum.
En güzel açıklamayı Shuttle merkezde Türkiye pazarından sorumlu olan Samuel Chung yaptı. Samuel Chung dedi ki “SFF, Türkiye’ye Shuttle ürünlerini başka bir ülkeden getiriyordu ve satıyordu. Ama artık Hızlı Sistem Shuttle’dan, SFF’de Hızlı Sistem’den satın alıyor, yani sorun çözüldü.”
**
Bakın beni telefonda kaçakçılara yardım etmekle suçlayan hatta hızını alamayıp yarattığı suni gündemle TÜBİDER mail listelerinde esip gürleyen Erhan Bey’in çalıştığı ya da sahibi olduğu şirketin geçmişinde ne vukuatları varmış.
Ben bu konuyla ilgili daha fazla bir şey söylemeyeceğim. Çünkü bence daha fazla söze gerek yok…
**
Bölüm 4′te bu olayın bana öğrettiklerini ve TÜBİDER’in tavrını neden yanlış bulduğumu yazacağım.

h1

Ne Hale Ve Kimlere Kaldık? Bölüm2

Perşembe, Mart 2nd, 2006

Öncelikle şunu söylemeliyim; bu yazının geç gelmesinin nedeni TÜBİDER’in benim kendi blog sayfamda yazacağım duyurusunu geç yapmasıdır…
1 de görüyorum ki ilk yazıya ilgili / ilgisiz birçok yorum gelmiş.
Bazı arkadaşlar ladı o kadar uzatmışlar ki söylemek istedikleri şey kaybolmuş arada.
Ben prensip gereği blog sayfama yazılan yorumlara cevap vermiyorum. Bunun tek istisnası tanıdığım insanların / dostlarımız yazdığı yorumlar… Onlar dışındaki yorumlar cevapsız kalıyor.
O nedenle yazdıklarına cevap bekleyen ama alamayanlar arkadaşlar varsa bunu e-mail ile yapabiliriz.
Bana mail atarlarsa oradan devam edebiliriz.
Şimdi gelelim yazının ikinci bölümüne…

Bu konuşmayı ne zaman yaptığımı hatırlamıyorum.
Tek hatırladığım telefonu kapattıkten sonra Mehmet’in “acayip alttan aldın” benzeri bir şeyler söylediğiydi.
Neyse, bu telefondan birkaç gün sonra sektörden bir arkadaşım TÜBİDER mail listesinde bemimle ve PCnet’le ilgili mesajların dolaştığını söyledi. İlk önce pek umursamadım.
Çünkü yaklaşık 4 yılı aşkın PCnet maceramda TÜBİDER ile hiçbir ilişkim olmadı. Belki benim cahilliğim ama TÜBİDER’in ne iş yaptığını da bilmem zaten. Benim için TÜBİDER, aynen LKD gibi adı olan ama varlığından asla haberdar olamadığımız bir “izci klubü” :)
Fakat sonra TÜBİDER mesaj gruplarının web üzerinden de takip edilebildiğini gördüm.
SFF’den Erhan Bey, gruba bir mesaj yazmış. Hemen ardından da birçok bozacı ve şıracı bir araya gelerek PCnet’i taşlamaya başlamışlar. Bu mesaj sahiplerinin hiçbirini tanımam, ne iş yaptıklarını bilmem. O nedenle onlara söylenecek sözüm yok. Zaten yanlış yönlendirildikleri için onlara kızmak da mümkün değil. Sadece olayı düşünmeden, tartmadan, “böyle bir şey olabilir mi”nin üzerine fikir yürütmeden cevap yazdıkları için onlar adına üzülmek gerekiyor…
Ama işin güzeli bazı insanlar da aynen benim telefonda Erhan Bey’e anlatmaya çalıştığım şeyi gruba mesajlar yazarak dile getirmeye çalışmışlar.
**
Erhan Bey’in yazdıklarını okuyunca kızdım tabii. Her şeyden önce gerçeği yansıtmıyorlardı. Ben de derneğe şu açıklamayı gönderdim…
Tabii ki bu yazdıklarımın cevapsız kalacağını düşünmüyordum.
Ama işin bu kısmına geçmeden önce aklımdan geçenleri sizlerle paylaşmak isterim.
Kendime en çok “Neden Erhan Bey böyle bir şey yapmış olabilir?” sorusunu sordum.
Sonuçta SFF, Intel’in dağıtım kanalı bile değildi. Bir müşterinin yorumuyla böye bir şey yapabilir miydi? Tabii ki ama bu onu sonuca götürmezdi. Sonuca gidebilmek için müşterisini, CPU’yu kendisinden alırsa neler kazanacağına ikna etmeliydi bence…
Peki benimle özel bir sorunu olabilir miydi? Hiç sanmıyorum, tanışmayız bile…
O zaman???
Aklıma tek gelen çözüm şuydu; bu ülkede Sony, Panasonic, Intel ve AMD ürünlerinin kaçak satılması alıştığımız bir durum. Ve bu konuyu çözmesi gerekenler, bu şirketlerin Türkiye’deki ofisleri / temsilcileri…
Ama gördüğüm kadarıyla çözemiyorlar. Çünkü global anlamda baktığınızda söz konusu ürünler bir şekilde bu şirketler tarafından satılıyor. Yani diyelim ki Amerika’dan getirilip Türkiye’de satılan bir Sony laptop’tan, Sony Türkiye ve onun dağıtım kanalı para kazanamıyor ama global olarak Sony bu işten para kazanıyor…
Diğer markaların ürünlerinde de durum böyle. Eğer o CPU kaçaksa (yani Intel Türkiye veya resmi dağıtım kanalı aracılığıyla bu ülkeye sokulmamış olsa da), Intel tarafından dünyanın bir yerlerinde satılmış, yani Intel’in bilançosuna “satış” olarak yansımış durumda.
Bu şartlar altında da benim gördüğüm kadarıyla bu şirketlerin Türkiye bağlantıları, bu tarz şeylerle pek mücadele edemiyorlar.
Demek ki Erhan Bey, Intel’ e iletmesi gereken şeyi PCnet üzerinden gündeme getirmeyi doğru buldu.
Ne de olsa Intel’in karşısına dikilip böyle bir şey söylemek pek mümkün değil.
O zaman maazallah “Linux’a destek veriyoruz” derken, gazetelere “IBM, Windows kullanılmasını önerir” gibi ilanlar veren IBM durumuna düşebilir insan. Büyük paralarla oynayan iş ortakları insanı vezir de eder, rezil de yani.
Şimdi Erhan Bey açısından duruma bakarsak; Intel ile arasını durduk yerde bozacağına bu sıkıntısı için PCnet’i araya koyup gündem yaratmak daha kolay olabilir. PCnet’in Erhan Bey’e ne zararı dokunabilir ki? Aslında PCnet’in kime şimdiye kadar bir zararı dokunmuştur ki? Bizim dergi olarak amacımız okurlarımıza en iyi içeriği verirken, işini doğru düzgün yapan şirketlerle birlikte sektörü büyütmekten öte değil. Yani daha çok insanın bilgisayar kullanmasını sağlamaktan öte değil… Ama bu sorunu doğrudan Intel ile paylaşırsa hele hele bana telefonda takındığı küçümser, mesajlarındaki çokbilir tavrını Intel’e karşı kullnırsa çalıştığı şirketin başına gelecekler IBM’den fena olurdu:) koca Intel’in ısırığı da büyük oludu değil mi?
Ama Erhan Bey bilerek ya da bilmeyerek ısırılmayı hak etti.
Bu konuyla ilgili yazacaklarım devam edecek…
Daha Erhan Bey’e ve TÜBİDER’e söylenecek birkaç sözüm var…