Erhan Bey’in son mesajının altında TÜBİDER e-grup yayın yönetmeni imzasıyla şöyle bir not vardı;
“TÜBİDER’ in notu:
PCNet editörünün cevap hakkını içeren iletisini -ithamlarına rağmen- yayınladık. Bu cevap hakkına gösterdiğimiz bir saygının gereği olmasına rağmen, mailin içerdiği şahsi ‘nitelemelerin’ e-grupta sürmekte olan tartışmanın düzeyini düşürmekte olduğunu da gözlemlemekteyiz . Bundan böyle PCNet editörünün iletisi gibi kişisel nitelemeler taşıyan ve e-grup yayın ilkelerini zorlayan mailleri yayınlama konusunda daha titiz davranacağımızın bilinmesini isteriz.
Saygılarımızla..”
Bu not beni çok üzdü.
Zaten yazışmalara blog sayfamdan devam edeceğimi TÜBİDER’e bildirdiğim mesaja aşağıdaki notu düşerek, kendilerine de durumu anlattım.
“Bu not çok çirkin. Siz saygın olma amacındaki bir dernek olarak e-grubunuzu yalancılara açıyorsunuz, isteyenin istediği gibi asılsız şeyler yazmasına izin veriyorsunuz ama bu yalanları söyleyene, “yalancı” denmesini uygun bulmuyorsunuz öyle mi? Tebrikler ve size hayatta başarılar…”
Ardından buraya yazdığım ilk yazıdan sonra dernekten şu mail’i aldım;
“Sevgili Ersin bey,
TÜBİDER e-grupta başlayan tartışmaya yanıtlarınızın takip ediyoruz. TÜBİDER hakkında da bir kaç şey söylemişsiniz. Ancak dernek hakkında bu kadar kestirme değerlendirmeler yapmak yerine biraz araştırdıktan sonra bir şeyler deme yolunu seçseydiniz medyanın her zamanki ‘körlüğü’ne düşmemiş olurdunuz. Medya körlüğü malum, medya bilmiyorsa o olguyu yok saymak şeklinde tezahür eder ve ne yazık ki çoğu zaman bir gerçekliğe tekabül etmez. TÜBİDER’in sizin tarafınızdan bilinmiyor olması, sizin kolayından bir değerlendirme yapmaya kalkışmanızı haklı çıkarmadığı gibi doğruda çıkarmaz.
TÜBİDER ve TÜBİDER’in sektördeki faaliyetleri konusunda daha ayrıntılı konuşmak ve sizinle e-grupta yansıyan mesajlar üzerinden değilde sektörümüzle ilgili daha ciddi gelişmeler üzerinden görüşmüş bulunsaydık çok daha iyi olurdu. Bu nedenle TÜBİDER hakkında sözlerinizi çoğaltmadan ve ilerletmeden, hakkımızda daha ayrıntılı ve derinlikli bilgi edinmenizi öneririz. Malum ilk izlenim ve bölük pörçük bilgi insanı her zaman yanıltabilir..
Lütfen bunu kişisel bir anımsatma olarak almanızı isterim. Niyetim ve isteğim sizinle açık polemiğe girmek değil. Belki de daha derinlikli bir söyleşide bilişime ve sektöre dair bir çok konuda anlayış birliği içinde olduğumuzu görmek mümkün olacaktır.
Sevgiyle kalın
Nuri Ödemiş”
Nuri Bey’e verdiğim cevapsa şuydu;
“Nuri bey Selamlar,
Ne yazık ki siz ve e-grubunuzdaki arkadaşlar çözme hedefiyle yola çıkıp, çözemediğiniz sorunları medyanın kucağına atmayı alışkanlık haline getirmişsiniz.
Evet TÜBİDER’in ne iş yaptığını bilmiyorum. Ama bunun kimin hatası olduğunu tartışırım…
Ayrıca TÜBİDER’in kendi organlarını yalancılara, iftiracılara açtığını ama doğru söyleyenleri uzaklaştırdığını görünce tanıma isteği de kalmadı içimde.
Bu nedenle bence görüşmemize gerek yok. Bugüne kadar görüşmediğimize / tanışmadığımıza göre, bundan sonra da aynı şekilde devam edebiliriz.
Size tüm işlerinizde kolaylıklar dilerim…
ea”
**
TÜBİDER’in nasıl çalıştığını görünce inanın üzüldüm.
Nuri Bey’in yazdıklarında alttan alta ne mesajlar vermeye çalıştığını görebilen herkes böyle bir meslek örgütü adına üzülür zaten.
Umarım yıllardır yolum dernekle hiç kesişmediği gibi bundan sonra da kesişmez…
**
Şimdi gelelim Erhan Bey cephesine… Eminim onların şu “başka bir ülkeden alıp, Türkiye’de satma” konusunda çok ‘makul ve mantıklı’ açıklamaları vardır. Ve eminim kendisi TÜBİDER mail grubunda yaptığı tarzda bir çıkışı başka yerlerde de yapmak için pusuya yatmış bekliyordur. Ama durum apaçık ortada. Görünen köy ve kılavuz meselesi.
Şimdi bu tartışma sonunda eğer Erhan Bey, SFF’nin yöneticilerinden biriyse biz PCnet olarak bundan sonra muhtemelen her yıl gelen 3 – 5 SFF reklamını alamayacağız. Ama okurlarımıza piyasa şartlarında oluşan en ucuz fiyatı vermeye devam edeceğiz.
Benim söyleyecek başka lafım yok, herkese kolay gele…