Archive for Şubat, 2006

h1

Ne Hale Ve Kimlere Kaldık? Bölüm1

Cuma, Şubat 24th, 2006

Mart sayısını bitirmeye çalıştığımız günler.
Acayip yoğunuz. Yıldıray’ın masanında bir sayfayı düzeltiyorum.
Odamda telefon çalıyor.
Yeni reklamcımız Eda bana bir telefon bağlayacağını, reklam verenlerimizden birirnin benimle görüşmek istediğini döylüyor.
Karşımda bir bey var.
Dergideki bilgisayar bileşenlerini yayınladığımız PC market isimli sayfayla sorunu varmış.
Sorunda şuymuş; oradaki Intel işlemci fiyatı, Intel’in önerdiği fiyattan daha düşükmüş.
Müşterileri onlara gelip işlemcinin daha pahalı olduğunu görünce “siz sahtekarsınız” diyorlarmış.
Görüşmenin gerisi 3 aşağı 5 yukarı şöyle devam ediyor;
“Bu ürün bizim yazdığımız fiyattan piyasada satılıyorsa ne yapabiliriz?” diye sordum…
Bana bir sürü şey söyledi ama özü “kimin sattığına bakmak lazım”dı.
“Peki sizce kimin sattığına bakman PCnet’in işi mi?” dedim
O zaman da lafı ağzında biraz dolaştırıp “TÜBİDER mi sizi uyarsın istersiniz?” benzeri bir şeyler de söyledi.
Ben de “TÜBİDER beni neden uyarsın? Eğer sizce bu ürün, bu fiyata satılmamalıysa söyleyin TÜBİDER satan şirketi uyarsın” dedim.
Bu fiyattan satan şirketin Intel satıcısı olamayacağını, başka işlere bulaşmış olması gerektiğini söyleyerek işi karaborsaya doğru çekti.
Ben de sayfanın amacının piyasada satılan en ucuz fiyatı vermek olduğunu ve bu nedenle malın kaynağının bizi ilgilendirmediğini söyledim. Örnek olarak da test ve incelemelerde dağıtım kanallarının fiyatlarının yayınlandığını çünkü orada firma isim ve telefonlarını verdiğimizi, bu tek sayfalık olaydaysa sadece piyasada bizim bulabildiğimiz en düşük fiyatın verildiğini bir kez daha söyledim.
Ve “sizin başınıza gelen, müşterinizle yaşadığınız şey münferittir” dedim.
Bir süre daha kibar kibar konuştuk en sonunda “bakın rahatsızlığınızın nedenini çok güzel anlatıyorsunuz ama beni de anlayın, sizin rahatsızlığınızın çözümü için bir şey yapmam mümkün değil. Sorunun ne kaynağı ne de çözümü PCnet değil ” dedim.
Eğer bu fiyat piyasada varsa PCnet ile değil o şirketle çözmeleri gerektiğini söyledim.
“Bunlar kesin Ay Bilgisayar“ın fiyatlarıdır dedi.
“Bilmem soralım” dedim ve Görkem’e “Görkem bu işlemcinin fiyatını nereden aldık” dedim.
Çünkü sayfada da belirttiğimiz gibi fiyatlar farklı farklı satış noktalarından alınıyordu.
Görkem de “Ay Bilgisayar” cevabını verdi ve telefondaki arkadaşa ilettim.
“Tamam işte” dedi, “ben o şirketle ilgili bir şey söylemek istemiyorum ama….” diye devam eden bir cümle kurdu. “Bakın” dedim, “sorun sizin sorununuz bizim değil. Eğer Ay Bilgisayar karaborsacıysa bu işle siz ya da Intel Türkiye mücadele edecek. Ben ne sizi ne onları tanımam. Ben o sayfada piyasadaki en ucuz rakamı veriyorum. Hepsi bu.” “Ayrıca gördüğünüz gibi biz o fiyatı nereden aldığımızı da dergide belirtmiyoruz, bu fiyatın bizim bulabildiğimiz en düşük fiyat olduğunu söylüyoruz.” dedim.
“Tamam sizinle anlaşamayacağız” diyip telefonu kapattı…
**
Arayan Bey, SFF Computers‘den Erhan Ince’ydi.
SFF zaman zaman PCnet’e ilan veren, benim bildiğim kadarıyla sektördeki küçük firmalardan biridir.
Çok büyük bir firma da olabilir, çünkü ben genelde firmaları tanımam. Bu Nusret’in, Görkem’in ve reklam departmanımızın işidir. Hatta ben basın toplantılarına filan da katılmam. O nedenle insanlar da beni tanımazlar.
Neyse telefonu kapattık.
Gün içinde beni bir başkası da aradı, okurumuz olduğunu ve bu işlemciyi bu fiyattan nereden alacağını sordu.
Tıpkı Erhan Bey’e söylediğim gibi şirket adını o okura da vermedim. “Araştırmanız” lazım dedim. “Neredesiniz” diye sordum “Kadıköy” cevabını aldım. “Bizim dergide gördüğünüz fiyatla Kadıköy’deki ne kadar farklı” dedim. “6 USD” dedi. “Şimdi diyelim ki o fiyat Mecidiyeköy’de bir firmanın olsa, 6 USD için gidecek misniz?” dedim, “evet” cevabını alınca da, “araştırmalısınız” deyip görüşmeyi bitiridk.
**
Buraya kadar her şey normal. Eğer zamanım olursa Pazartesi günü bu işin kalanını da anlatacağım.
Çok uzun ve acayip oksimoron bir hikayeye şimdiden hazırlanın…

///

2 Mart 2006
Ne hale ve kimlere kaldık? Bölüm2 eklendi

7 Mart 2006
Ne hale ve kimlere kaldık? Bölüm3 eklendi

7 Mart 2006
Ne hale ve kimlere kaldık? Son bölüm eklendi

h1

DVD, DVD-ROM’u Bozar mı?

Çarşamba, Şubat 22nd, 2006

Dergiye bir zarf ve bir mektup geldi.
Okurlarımızdan biri verdiğimiz DVD’nin DVD-ROM’unu bozduğunu söylüyor.
Kanıt olarak da bozuk DVD-ROM’unu göndermiş.
Cihaz gerçekten bozuk. Bozuk olduğunu iddia ettiği DVDmedyasıysa, sapasağlam çalışıyor.
Ne yapmak lazım bilemiyorum.
BEn mi her şeyi çok ciddiye alıyorum yoksa insanlar mı çok komik olmaya başladılar?
Herkes kendini Cem Yılmaz mı zannediyor?

h1

Çok Komik:)

Cumartesi, Şubat 18th, 2006

Dün öğrendim.
Yüksek Sadakat Kurtlu’nun güzel kızı Öykü “baba yeni şarkı uydurdun mu?” diye soruyormuş. Çok komik…
Aynen oğlum Doğuş’un en çok Çeki Çan filmlerini, bir de Çeki Çan’ın beyaz saçlısının filmlerini sevmesi gibi…
Çeki Çan’ın kim olduğunu anlamışsınızdır… Aslan oğlum Doğuş’un “Çeki Çan’ın beyaz saçlısı” diye isimlendirdiği kişiyse Cüneyt Arkın:)
Sizce de konik değil mi?

h1

Yüksek Sadakat

Perşembe, Şubat 16th, 2006

Dün akşam Yüksek Sadakat, self titile ilk albümünün tanıtımı için bir konser verdi.
Yüksek Sadakat’in yola ilk çıkışını, hatta portakalda vitamin olduğu halini biliyorum. Çünkü grubun kurucusu, söz yazarı, bestecisi ve basçısı biricik abim Kutlu “Kurtlu” Özmakinacı…
Kurtlu ile tanışıklığımızın haddi hesabı yok gibi… Mesela tanıştığımızda 2miz de evliydik ama 2mizin de çocuğu yoktu. Şimdiyse ben artık evli değilim ve oğlum Doğuş 4′e Kurtlu’nun güzel kızı Öykü 1′e gidiyor, gerisini siz düşünün:)
Neyse bu albümü çok uzun zamandır dinliyorum, hatta bir önceki vokalistle kaydedilmiş halini de dinlemiştim.
Üzerinde ne kadar çalışıldığını, ne büyük uğraşlar sonunda yayınlandığını filan biliyorum.
Benim gibi Radio Eksen dinleyen birine bile kendini sevdirdiğini de biliyorum.
Ayrıca dün akşam Kurtlu’mu sahnede görünce keyiflendim, gurulandım. Ve ne ilginçtir 3 aşağı 5 yukarı benimle aynı yaşta elemanlardan kurulu grubun sahneye en yakışan elemanı da en yaşlıları olan Kurtlu’ydu…
Bence Yüksek Sadakat çok iş yapacak ve ben yıllardan sonra ikinci kez Kurtlu ile öğlen yemeği yiyemez duruma düşeceğim.
İlki benim Aktüel’de çalıştığım, yani Kurtlu ile farklı binalarda çalıştığımız dönemdi… Şimdiyse grup çok başarılı olacağı için Kurtlu işten ayrılacak:( Onu sadece televizyonda göreceğim falan filan… Şimdiden Sürü ile yaşlı ve ihtiyar adama bir rock star’mış gibi davranmaya başladık zaten.
Eline sağlık Kurtlu, albüm güzel olmuş. Yolunuz açık ola…

h1

Haberler… Haberler… Haberler…

Perşembe, Şubat 2nd, 2006

Gazete okumayı severim.
Hatta hayatımın bir döneminde işimin gazete okumak olduğunu bile söyleyebilirim.
Ama son 2 - 3 aydır işe öyle gömülmüş durumdayım ki doğru dürüst hiçbir şey yapmaya vaktim olmuyor. Okumak da vakit bulamadıklarımdan anlayacağınız:(
Bu konuda bizim Ferhat‘ı acayip kıskanıyorum. Adam Türkiye’nin bilmem kaç km uzağında ama ota boka zaman ayırıyor. Sinemaya giden, karda bisiklete binen, fotoğraf çeken, Türkiye’den kitap siparişi verip okuyan o… Sanki adam orada çalışmıyor, işsizlik parasıyla yaşıyor.
Hem bakmayın öyle blog sayfasında speedy gonzalez moduna girip hiperaktif bir adam imajı çizdiğine. Ben tanırım onu. Kıçını koyduğu yerden kolay kolay kaldırmaz:)
Neyse… 1az önce gazete okudum ve 2 (1 + 1) haber dikkatimi çekti.
Allah’ım nasıl bir ülke oluyoruz böyle? Yakında evden çıkıp kazasız belasız işe geldiğimiz için sevineceğiz.
En son gazete baktığımda da küçük bir kız çocuğu chat’te tanıştığı bazı kızları kurşun yağmuruna tutmuştu.
Bu insanların Ağca’dan Çakıcı’dan ne farkları var?
Bu kadar mı sahipsiziz???
:(